16.10.12

Diyanet Gönüllüsü - Gönüllü İmam - Gönüllü Müezzin

İşletmelerde en büyük maliyet kalemi genel-geçer bir kaide olarak emektir.

Bu işin kitaplarında böyle yazar.

Hele ki emek yoğun bir sektörde, maliyetin çok çok büyük bir kısmı emektir. Örneğin bir mimarlık bürosunda ya da bir yazılım firmasında...

Her ne kadar din hizmetleri yukarıda saydığımız işlerden çok farklı olsa da, devlet açısından olaya maddeci bir gözlükle baktığımızda durum yine aynıdır. Diyanet İşleri Başkanlığında en büyük maliyet kalemi olarak din görevlilerine verilen maaşlar görülür.

Maaşlar mesleğin kutsiyetine yakışmamaktadır, zaten ne maaş verilirse verilsin, o kutsi insanların verdikleri aziz hizmetin karşılığı olması mümkün değildir. Ancak, şu da bir gerçek ki maaşlar yetmemektedir. 

Maaşlar bu kadar düşük olduğu halde, toplu olarak düşünüldüğünde devletin kasasına gözle görülür bir yük getirmekte.

Din görevlilerinin yaptığı işi, bu işin maddi değil de manevi kazanç tarafını önemseyen pek çok kişinin bilaücret yapabileceklerini tahmin etmek zor değildir. 

Caminin elektrik parası, su parası, ısınma parası  cemaat tarafından karşılanıyor da, din görevlisi hizmeti neden gönüllüler tarafından karşılanmasın. Hem bu gönüllülere her camide olan cami derneği tarafından para toplanarak bağış da yapılabilir. Gerek cemaatten gerekse çevredeki esnaf ve iş adamlarından din görevlisinin geçimini üstlenecekler de çıkabilir. 

İşte öneri: Gönüllü kişi Diyanet'e başvurur ve bir yeterlilik sınavına tabii tutulur. Yeterli görülen gönüllüye icazet verilir. Gönüllü, görev yapmak istediği caminin  cami derneği ile anlaşır ve müştereken Diyanete başvururlar. Diyanet de uygun görürse gönüllü göreve başlar. Diyanet müfettişlerince de belirli aralıklarla denetlenirler. 

Bu sayede hem devlet din görevlisine ödediği maaşlardan doğan masrafı bir nebze azaltabilir, ya da buradan sağlayacağı kar ile din hizmetini daha da genişletebilir, yani örneğin İngiltere'ye bir din görevlisi fazla gönderir, hem de gönüllülere büyük bir manevi kazanç kapısı açmış olur.

Yeterlilik sınavı güzel tertip edilirse ve denetimler de iyi yapılırsa bir sakıncalı bir durum da oluşmaz. Gönüllülerin bir taraftan açıköğretim fakültelerinin ilahiyat bölümlerinden mezun olmaları da sağlanabilir.

Hatta gönüllülük sistemi geliştirilebilir. Örneğin bir caminin 5-6 gönüllüsü olur, bu gönüllülerin içlerinden bir başkan ve bir başkan yardımcısı seçilir, haftanın belli günlerinde belli vakitlerde kimin din hizmeti vereceği belirlenir ve belli bir program dahilinde din hizmetleri yürütülebilir. Örneğin bir işçi kardeşimiz pazar günü gönüllü olur, bir emekli kardeşimiz pazartesi, bir berber kardeşimiz salı vb.

Zaten bazen din görevlilerinin olmadığı camilerde bu işler oluyor, cemaatten gönüllü bir imam öne geçiyor, birisi de müezzinlik yapıyor. Getirilen öneriler zaten uygulanmayan, denenmemiş, akla uzak öneriler değildir. Sadece bu işin belki yeterlilik sınavıyla, denetimle, daha yaygın ve verimli bir şekilde yapılmasını tavsiye ediyoruz.

Temel yaklaşım, milletin din hizmetlerini daha az maliyetle daha yaygın ve etkin bir şekilde görmek olmalıdır.

Örneğin yardım kuruluşlarında görüyoruz, çok sayıda gönüllü örgütlenerek güzel hizmetler yapıyorlar, güzel işlere imza atıyorlar. Diyanet'in neden gönüllüleri olmasın ki? Bir gönüllü imam, bir gönüllü müezzin, bir gönüllü vaiz neden olmasın? Yeterliliği varsa elbette olabilir. Örneğin bir yardım kuruluşunda bakıyorsunuz bir mühendis hafta sonları lojistik şefi olarak çalışıyor, gönüllü lojistikçi oluyor. Eğer yeterliliği varsa bir doktor da gönüllü müezzin olabilir. Bu sayede açık olan başka bir camideki müezzin açığı dolabilir. İnsan kaynağımız daha verimli kullanılmış olur.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...