27.2.12

Diyanet İşleri Başkanlığı Dini Soru Sorma Sitesi

(NOT: Halihazırda bu misyonu özel olarak www.sorularlaislamiyet.com sitesi yürütmektedir. Bilhassa bu özel teşebbüsten de istifade edebilirsiniz. Zengin içeriğine ve daha önceden sorulmuş sorulara ve verilmiş cevaplara göz atabilir, ayrıca üye olarak yeni soru da sorabilirsiniz. )



http://kurul.diyanet.gov.tr/SoruSor/SoruSor.aspx  linkini tıklamanız halinde “Soru Sorma Bölümü ”butonuna tıkladığınızda “Sorunuza CEVAP ARA……. ” diye başlayan metin kısmına sorunuzu yazarak daha önceden sorulmuş olan soru cevaplara ulaşabilirsiniz, şayet yok ise “SOR” butonuna tıklamanız, ardından istatistik tutulabilmesi için çıkan formu doldurmanız, (burada yıldızlı kısımlar mecburi doldurulacak) ancak soru cevabınızı e-posta yolu ile almak istiyorsanız mutlaka e-postanızı belirtmeniz gerekmektedir. İlerleyen zaman içerisinde hocalarımız cevaplayacaktır.

Ayrıca 190 Alo fetva hattını sabit telefonlardan arayarak birebir dini sorunuzu sorabilirsiniz.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI




Artık http://kurul.diyanet.gov.tr/sorusor/ adresinden D.İ.B.'ye kolayca soru sorabilirsiniz. Sorulmuş soruları okuyabilirsiniz. Siz de içeriği sorduğunuz sorularla zenginleştirebilirsiniz.




Diyanet İşleri Başkanlığını bu son yaptıkları icraatlarından dolayı kutluyor, başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz

Diyanet İşleri Başkanlığı dini soruları zaten cevaplıyordu ancak cevaplanan bu sorular internetten paylaşılmıyordu, paylaşılanlar sadece ilmihal bölümleri idi. Örneğin bir www.sorularlaislamiyet.com sitesindeki gibi bir soru cevap sistemi yoktu. Ama artık çok şükür Allah'a var.


Bu hizmet çok uzun yıllar devam edecektir, siz de aklınıza takılan günlük hayatta karşınıza gelen soruları buradan sorup içeriği geliştirebilirsiniz. Bu sayede ileride kardeşlerimizin bu bilgilerden istifa etmesine de vesile olmuş olursunuz.

Diyanet İşleri Başkanlığı'na Alo Fetva Hattı olan 190 numarasını telefondan çevirerek de dini sorularınızı sorabilirsiniz.

Ayrıca istanbul müftülüğü ailevi meselelerle ilgili AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROSU Telefon: 0212 526 16 80 dahili 22
bürosu ve telefon numarası ile de ek bir hizmet vermektedir. Fetva içinse yine 190'ı aramanız gerekmektedir.



Yeni hizmetler hayırlı uğurlu olsun. Emeği geçenlerden Allah razı olsun.

Başkanlığın yenilenen sitesi de gayet güzel olmuş. Hizmetleri çeşitlendirmişler. Çağı yakalamaya yönelik güzel adımlar atılmış.

Görüntülü soru cevap sistemi de eklenirse çok çok iyi olur. Bunu da bir öneri olarak not düşelim.

190 yorum:

  1. cok guzel ve faydali bir hizmet emegi gecen herkese tesekkurler

    YanıtlaSil
  2. ben doğum yapmak üzereyim 5 6 günüm var aşırı akıntım var namazı bıraktım ama içim rahat değil tekrar başlasammı........ acele cevap

    YanıtlaSil
  3. http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/16210/safii-mezhebine-gore-hayiz-nifas-lohusalik-ve-istihaze-halleri.html

    Linkinden ve http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1035

    linkinden bakabilirsiniz.

    Dinimizislam sitesinden alıntı:

    "Sual 40: Hamileden gelen kan, hayz mıdır?
    CEVAP
    Hanefi mezhebinde istihaza, yani özürdür. Namazını kılar, orucunu tutar. Maliki’de ise, hamileden ve doğumdan önce gelen kan hayzdır. Maliki’yi taklit eden kadın, bu kanlı günlerde, orucunu tutar, fakat namaz kılmaz. Namazını daha sonra kaza eder. "

    Sorularla islamiyet sitesinden alıntılar:
    "Hanefi mezhebine göre doğum esnasında çocuğun vücudunun çoğu dışarı çıkmış ise akan kan nifas kanıdır. Bu esnada kadın eğer âdet döneminde ise akan kan âdet kanıdır. Ama âdet döneminde değilse bu bir hastalıktan ötürü akmakta olan kandır."

    "Gebelik sırasında gelen kanla, doğumdan sonra kırk günden fazla devam eden kan da istihaza kanıdır."

    "İstihaza kanı, vücudun herhangi bir uzvundan akan kan gibidir. Bununla yalnız abdest bozulur. Devam ederse sahibi özürlü sayılır. Böyle bir kadın abdestini alıp namazını kılar, orucunu tutar. Bu durum, ibadete ve karıkoca ilişkilerine engel teşkil etmez. İstihaza kanı, özürlülerde olduğu gibi, ilk olarak abdest alınıp namaz kılmacak kadar bir süre kesilmemek üzere tam bir namaz vakti devam eder, bundan sonra da her namaz vaktinde en az bir defa görülürse, sahibi özürlü sayılır.

    Özür sahibi, her namaz vakti abdest alır. Abdestini bozan başka bir hal meydana gelmediği sürece, bir sonraki namaz vakti girinceye kadar abdestli sayılır. Bu arada özür kanının devam etmiş olması abdeste ve ibadete engel olmaz (eş-Sevkânî, Neylü'l-Evtâr, Mısır, t.y., I, 253, 321)."

    Hayz ve istihaze durumları hakkında ekstra bilgi için de şu adrese bakılabilir.

    http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4218/hayiz-ve-istihaze-hakkinda-bigi-verir-misiniz-hayizin-suresi-ne-kadardir-adet-gunlerinde-degisiklik-olabilir-mi.html?keyword=hay%C4%B1z

    YanıtlaSil
  4. Ben ticaretle uğraşıyorum ve haliyle veresiye mal veriyorum.Durumu zayıf oldukları için bana olan borçlarını ödeyemiyorlar ben bu paraları zekatım olarak bağışlayabilirmiyim? Acele cevap...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fakirdeki alacağı zekata saymak Maliki’de caiz, diğer üç mezhepte caiz değildir.

      Zekât verip alırken:
      1- Gayrimüslime, zekât da, sadaka da verilmez. [Zimmi, İslam devleti uyruğunda olan, gayrimüslim vatandaş demektir.] Zimmi varken, zimmiye zekât hariç, fitre, kefaret, nezir [adak] ve sadaka verilirdi. Bugün, dünyada zimmi yoktur.

      2- Zekât verilecek kimseyi araştırmak gerekir, zan üzerine zekât verilmez. Zengine, ana baba, evlat gibi yakına veya Müslüman olmayana zekât vermek sahih değildir. Ancak zekât verecek kimseyi araştırarak zekâtını verdikten sonra, bunun zengin veya zekât verilmesi caiz olmayan biri olduğu anlaşılsa zararı olmaz. Yani zekâtı sahihtir. Araştırıp verdiği için tekrar vermek gerekmez.

      3- Zekâtta salih akrabayı tercih etmeli, çünkü zekâtı, salih olan fakir akrabaya vermek daha sevabdır. Hadis-i şerifte, (Fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı, Allahü teâlâ kabul etmez) buyuruldu. Yani zekât borcundan kurtulursa da, zekâttan hâsıl olan büyük sevaba kavuşamaz.

      4- Fakire verilen altın, onu zengin edecek kadar fazla olmamalı. Borçsuz fakire nisap miktarı yani 96 gram altın veya daha çok zekât vermek, mekruh olur. 10 gr altın borcu varsa, 100 gr altını alması mekruh olmaz.

      5- Zekât verirken, zekât demek gerekmez, hediye dense de caizdir.

      6- Bir günlük yiyeceği olanın, zekât veya sadaka istemesi haramdır, fakat istemeden verilen sadakayı, zekâtı alması caizdir. Zekâtı mümkünse, salih olan muhtaçlara vermeli.

      7- Fakire zekât için altın verip, tekrar onu ucuza satın almak mekruhtur.

      8- Fakirdeki alacağını zekâta saymak caiz olmaz. Fakirde alacağı olan zengin, fakire borç senedini verip, (Alacağımı zekât olarak sana verdim. Sen de borcuna karşılık kabul et) dese, fakir de kabul etse, zengin zekâtını vermiş olmaz, çünkü zekât, borç senedi vermekle, razı olmakla verilmiş olmaz. Ancak mal teslim etmekle verilmiş olur. Bu zenginin, zekâtını fakire vermesi, fakirin de, aldıktan sonra, tekrar zengine geri vererek borcunu ödemesi gerekir.

      9- Fakirde alacağı olan, fakirin, borcunu vereceğine güvenemiyorsa, güvendiği birini fakire gösterip, (Zekâtını almak ve borcunu ödemek için, bunu vekil yap) der. Zekâtı bu vekile verir. Vekil de, zengine geri vererek, fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât verilmiş, hem de, fakirin borcu ödenmiş olur. (Dürr-i yekta, Mizan-ı kübra)

      10- Ev kirasını ödeyemeyen fakir kiracıya, mal sahibi, kirayı almadan bağışlasa, bu para zekât yerine geçmez, sadaka olur. (Redd-ül-muhtar)

      Yukarıdaki yazıların kaynağı: http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1088

      Konu ile ilgili ayrıca bakılabilecek yerler:
      http://sorusor.diyanet.gov.tr/fmi/xsl/fetva/y_dokumcevap.xsl?-db=FetvaVT&-lay=wfkweb&-recid=839&-find=

      http://www.tevbe.org/islam/oku/omernasuhi/Htm3/bii302.htm


      HATIRLATMA:

      Zekatınızı, alacağınız olan şahsa fiilen vermeniz gerekir. Sözlü olarak "bunu zekata sayalım" demeniz yukarıdaki yazıya göre caiz olmuyor. Bakın yukarıda madde 8.

      Zekatınızı alacağınız olan bu şahsa verdikten sonra o şahsın size olan borcunu ödemeyip başka bir alanda, başka bir ihtiyacına kullanacağını düşünüyorsanız, ona güvenemiyorsanız bu durumda madde 9 daki yöntemi uygulayabilirsiniz.

      Ancak tüm bunları yaparken de madde 1,2,3,4,5,6,7 ye de riayet etmeniz gerekmektedir. Örneğin size borcu olan kimsenin zengin olup olmadığınız araştırmanız gerekmektedir. Sizin gözünüzde durumu zayıf olabilir ancak bu kişinin islami ölçülere göre zengin mi fakir mi olduğunu araştırmanız gerekir. Buradaki zenginlik ölçüsü, İslam dininin zenginlik-fakirlik ölçüsü olan, nisap miktarına ulaşacak kadar malı olma-olmama durumudur.

      Sil
  5. internetten sınav sorularını indirmek günah mı?Lütfen hemen cevap istiyorum.

    YanıtlaSil
  6. Hangi sınav sorularını internetten indiriyorsunuz? Lütfen daha açık bir soru sorar mısınız.

    YanıtlaSil
  7. örneğin ... sınıf ... dersi sınav soruları deyince diğer okulların sorduğu sınav soruları geliyor. bu tür sınav sorularını indirmek günah mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşim,

      Sorduğunuz sorunun teferruatlı bir cevabı var, çünkü kapsamı geniş.

      Örneğin bana bir link atsanız ve şunları almak günah mı deseniz Evet, ya da Hayır şekilinde bir cevabı olurdu. Ancak sizin sorunuzun cevabı, kampsamına paralel olarak biraz uzun. Bildiğimizi aktaralım, siz yine diyanete, sorularla islamiyet'e, diyanetin 190 numaralı hattına sorarsanız daha iyi olur.

      Şimdi bir pano düşünü, duyuru panosu, buraya insanlar görsün, istifade etsin, faydalansın diye çeşitli yazılar yazılıyor. Bu panoya bakmak bu yazıları okumak günah olur mu? Hayır, zaten okunsun diye asılmış. Eğer bu panoda günah-haram olan bir şey varsa, örneğin muzur içerikli bakılmasının şeraitimizce haram olduğu bir takım şeyler varsa buna bakmak günah mıdır? Evet. Duyuru panosuna bakmakta bir beis olmasa bile içerik muzırsa bakmak haram olur.

      Bu panoda asılı yazı içerik olarak helalse ve altında 'değiştirmemek kaydıyla kullanabilirsiniz' yazıyorsa bunu kullanmak da değiştirmemek kaydıyla helal olur. Tabii bir de şuna dikkat etmek gerekir, orada öyle yazsa da kullanılması başka üçüncü bir kişinin kul hakkına sizi sokuyorsa orada yazıya itibar edilmez ve kullanılmaz. Üçüncü bir kişinin kul hakkına giriyorsa kullanmak haram olur, orada her ne kadar kullanabilirsin yazsa da.

      Bu panoda asılı yazıda 'izinsiz kullanılması yasaktır' yazıyorsa ve siz de bunu izinsiz kullanırsanız, eğer 'izinsiz kullanılması yasaktır' diyen yazı sahibi gerçekten yazı üzerinde hak sahibi ise bunu kullanmanız kul hakkı olur ve günah olur.

      Evet, herkese açık internet siteleri ve dökümanları da bu duyuru panosu gibidir.

      Bir de şöyle siteler mevcuttur: şifre ile girilir ve dökümanlara herkesin kolayca erişmesi mümkün değildir. Bu durum da iş yerinde gizli bir panosu, gizli bir dosyası olan adamın durumuna benzer, adamın izni olmadan onun gizli dosyalarına, gizli bilgilerine, gizli panosuna bakmak, onların bir kopyasını alıp kullanmak nasıl ki kul hakkı ise, bir sitede izniniz olmayan bir yere hack, şifre kırma vb. şekillerle girip dökümanları alıp kullanmak da aynı şekilde kul hakkına girer ve bildiğiniz gibi kul hakkıda günahtır.

      Özetle, telif hakkı olan, hak sahibinin bir emek ortaya koyarak oluşturduğu, üzerinden maddi ya da manevi bir kazanç sağladığı ya da sağlayabileceği bir dökümanı, ticari amaçlarla, maddi veya manevi bir çıkar kazanarak, sahibinin izni olmaksızın indirip kullanmak ya da kullandırmak kul hakkına girer, günahtır. Ancak hak sahibi insanlar faydalansın niyetiyle dökümanını internete koyduysa ve gerçek hak sahibinin müsaadesi varsa, hak sahibinin müsade ettiği ölçüde, müsade ettiği sınırları aşmadan dökümanları kullanmakta bir sakınca yoktur.

      Değerli kardeşim, tüm bunlardan sonra şunu da eklemek lazım geliyor ki: Şüpheli şeylerden kaçıp şüphesiz olanlara yönelmemiz bize peygamberimizin nurlu bir tavsiyesidir. Siz haram bildiğiniz şeyi zaten yapmazsınız ama haram mı helal mi olduğuna kanaat getiremediğiniz şüpheli şeylerden kaçmak elbette takvaya en uygun olanıdır.

      HZ EBUBEKİR SIDDIK R.A'ın şu sözünü hatırdan çıkarmamak gerekir:

      "Biz bir Haram'a Düşmemek için 70 tane Helal'i terk ettik"

      Allah onlardan razı olsun.

      Biz bir kardeşiniz olarak kitaplardan okuduğumuz, büyüklerimizden öğrendiğimiz kadarıyla bildiklerimizi fakirane anlatmaya çalıştık, bir fetva makamına başvrup fetva alırsanız hiç şüphesiz, daha 'şüphesiz' olur.

      Es-Selamu Aleyküm.

      Sil
  8. benim eşim rızamı almadan ailesine para gönderiyor(ailesinin durumu iyi aylık kazançları var) onun kazancı üzerinde benim hakkım varmıdır ben helal etmazsem o para ailesine helal olur mu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Soruda eşinizin parayı kendi gelirinden mi, sizin gelirinizden mi gönderdiğini yazmamışsınız. Bayan iseniz ve eşinizden ayrı bir geliriniz varsa kendi gelirinizin tasarrufu size aittir, islam kadına mülkiyet hakkı tanır, kadının malı kadınındır.

      Belirtmemişsiniz ancak sanırım bir hanım ablamızsınız, gelir de eşinizin kendi geliri, cevap bu şekilde verilmektedir, aksi bir özel durum varsa lütfen tekrar belirtiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4024/esimin-benim-rizam-disinda-babasina-para-vermesi-caiz-midir.html

      Adresinde, sorularlaislamiyet.com sitesinde sizin sorunuzun aynısı olmasa da benzer bir soru sorulmuş. Fikir vermesi adına soru ve cevabı aşağıya ekliyoruz. Ayrıca Asrı Saadet devrinde(Peygamber efendimizin yaşadığı devirde) yaşanan bir olayı nakleden bir hadisi aklımıza getirdi sorunuz, onu da en sonda paylaşacağız inşallah.

      -----


      SORU: "Eşim ve ben kamu kurumunda çalışıyoruz. Biraz borçlarımız var, eşim babası araba alacak diye ona biraz maddi yardımda bulunmak istiyor. Ben ise buna karşıyım. Borcumuz varken kayınbabama para vermesini istemiyorum. Dinen eşimin benim rızam dışında babasına maddi yardımda bulunması caiz midir?"

      CEVAP: "Değerli kardeşimiz;
      Eşiniz kendi kazandığı parada tasarruf edebilir. İslam Hukukunda kadın tam fiil ehliyetine sahiptir. Kendi şahsi malları üzerinde mutlak tasarruf hakkı mevcuttur. Her çeşit medeni hakları iltizam ve iktisap edebilir.Ancak aile huzurunun devamı için uzlaşarak otak bir karar verilmesi daha uygun olur.
      Selam ve dua ile...Sorularla İslamiyet"

      ------

      Bir hanımefendi iseniz, sizin eşinizin geliri üzerindeki hakkınız sizi geçindirmesidir, yani aç açıkta bırakmamak, günlük yiyecek, kıyafet ve barınma ihtiyaçlarını (aşırıya-abartıya kaçmayacak şekilde) sağlamak ölçüsündedir. Yani kocanız sizin nafakanızı temin etmekle yükümlüdür. Hakkınız buraya kadar vardır, ancak bundan sonrasında eşiniz gelirinde dilediği gibi tasarruf edebilir. (İslam hukukunda böyledir) İstediği şekilde sadaka verebilir, hayır işleyebilir. Eşiniz sizin barınma, yiyecek içecek, giyinme ihtiyaçlarınızı karşılayabiliyorsa ailesine para göndermesinde bir mahzur yoktur, caizdir. Ailesi de alabilir, sizin lafla helal etmemeniz bir şey değiştirmez, eşinizin ailesine gönderdiği para sizin nafakanızı temin ettikten sonra gönderiyorsa helaldir. İslam hukukuna göre böyledir.

      Başta yakınlara verilen de verilenlerin en hayırlılarındandır. Bir kişinin eşi, çocukları, anne babası ve kardeşleri onun yakınlarındandır.

      Verilen para helal dairede harcanıyorsa yine bir problem yok, helal dairede harcanmıyor, israf ya da savurganlık yapılıyorsa ancak bunun yanında da eşiniz sizin nafakanızı sağlıyorsa bu durumda sizin hakkınıza girilmemiştir, çünkü sizin nafakanız temin ediliyor. Diğer taraftan eşiniz ve ailesi eğer savurganlık ve israf yapıyorlarsa yaptıklarından elbette Allah katında mes'ul olurlar. Bu onların Allah katında verecekleri bir hesaptır, günahtır. Böyle bir durumda siz nasihat edebilirsiniz. Lakin nafakanız temin edildiğinden hakkınıza girilmesi mevzu bahis olmaz.

      Bir hanım olarak sizin nafakanızı temin etmediği halde ve anne babasının da ihtiyacı olmadığı halde onlara para gönderiyorsa sizin nafakanızı sağlayacak kadarlık kısmında hakkınız vardır. Ancak sorunuzdan anladığımız kadarıyla eşiniz sizin nafakanızı temin etmektedir. Bu durumda sizin hakkınızı vermiş olur. Sizin hakkınızı verdikten sonraki kazancı kendi tasarrufundadır.

      Bir kardeşiniz olarak hocalarımızdan öğrendiğimiz hükümleri paylaşmaya çalıştık. Diyanete 190 numaralı telefondan arayarak, ya da sorularlaislamiyet.com sitesine sorunuzu yazıp göndererek fetva alabilirsiniz. 190 numaralı hattan Diyaneti aradığınızda fetva vermeye ehil hocalarla konuşmaktasınız, bilginize.

      İnşallah faydalı olmuştur. Size verilebilecek cevap budur. Bu cevaba ek olarak, Peygamber Efendimiz(s.a.v.) zamanında yaşanmış bir hadiseyi de, sizin sorunuzdan biraz farklı ama benze olması hasebiyle aşağıda yine istifadenize arz ediyoruz (Bakın hemen aşağıdaki metin)

      Sil
    2. Asrı Saadette yaşanan hadise bu durumdan biraz farklı, sizin eşiniz malından gönüllü veriyor, bakın asrı saadette yaşanan olaya:

      --sorularlaislamiyet.com sitesinden alıntılanarak verilmektedir--

      Bîr adam, "Ya Resûlallah! Benim (biraz) malım ve çocuğum vardır. Babam da cidden benim malımı kökünden tüketmek ister." dedi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (a.s.m.) şöyle buyurdu:

      “Sen babanın (kazancı) sın, malın da babana (helal) dır.” (İbn Mace, Ticaret 64)

      Diğer bir rivayette ise: “Sen ve malın babana aitsiniz. Şunu bilin ki evlâtlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyleyse evlâtlarınızın kazançlarından yiyin.” (Ebû Davud, Büyû, 79) buyurulmuştur.

      Ana-babanın ihtiyaçları oldukları takdirde -israf ve savurganlık yapmamak şartıyla- oğullarının mallarından yararlanmaları caizdir.

      Hadislerde geçen “babanındır” lafzı, elbetteki mülkiyet için değil, mubah olduğunu belirtmek için. Yoksa mal çocuğundur. Zekatı o verir. Malı miras bırakan da odur.

      Yine hadiste geçen "Babam malımı kökünden tüketmek ister" anlamına gelen “ictiyâh” kelimesi, bazı nüshalarda "muhtaçtır" şeklindedir. Buna göre cümle, "Babam malıma ihtiyaç duyuyor" şeklinde olur. Bu cümle "ihtiyaç duyuyor" şeklinde kabul edilirse hadisin manası izaha ihtiyaç duymayacak kadar açıktır. Fakat "bitirecek, tüketecek" şeklinde olduğu takdirde kelimenin tevili gerekecektir.

      --sorularlaislamiyet.com sitesinden alıntılanarak verilmiştir--

      Kelimenin islam alimlerince tevili(yani yorumu) için şu aşağıdaki adreste alimlerin görüşlerine yer verilmiştir, merak edilirse ayrıca bakılabilir. Sorunuzun kapsamı dışında olduğundan ayrıca girmedik.(Aşağıdaki adres seçilerek kopyalanır, adres çubuğuna yapıştırılıp entera basılır)

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13109/sen-ve-malin-babanindir-hadisine-gore-anne-veya-baba-cocuklarinin-mallarindan-istedikleri-gibi-tasarruf-edebilirler-mi.html

      Sil
  9. mehmet ali bey sizden Allah razı olsun sorumu en ayrıntılı şekilde yanıtlamışsınız teşekkür ederim

    YanıtlaSil
  10. ben 25 yaşında 1yıllık evli bir bayanım eşim benim çalışmamı istemiyor zaten şuanda çalışma imkanımda yok çünkü eşimin işi sebebiyle van'ın oymaklı köyünde oturuyoruz sürekli evin içindeyim konuşacak kimsem yok burda tek bayanım. sorum şu:
    ben para biriktirelim diye hiç bir şey almıyorum talep etmiyorum aklımca kendimce fedakarlık yaptığımı düşünüyorum benim bu para üzerinde ki hakkımı rızamı almadan benden gizli ailesine vermesini kabüllenemiyorum ve helal etmiyorum ALLAHIM SEN BENİM HAKKIMI GÖZET DİYE YALVARIYORUM yanlış yapıp günaha mı giriyorum ne yapmalıyım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yukarıdaki yazıda da belirttiğimiz gibi(Yukarıdaki iki iletiyi tam olarak okursanız aslında cevabınızı büyük oranda bulabilirsiniz), eşiniz nafakanızı temin etmiyorsa hakkınıza giriyordur, ancak nafakanızı temin ediyorsa ki sorunuzdan anlaşılan ediyor, bundan sonra kazancından dilediği gibi hayır yapabilir. Sorunuzda eşinizin ailesinin durumunu da belirtmemişsiniz ama sizin nafakanız karşılandıktan sonra yapılan hayırlarda eşiniz serbesttir.

      Tersi olsaydı, yani siz çalışıyor ve eşiniz işsiz olsaydı, siz hanım olduğunuzdan isterseniz eşinize hiç para vermeden dilediğiniz gibi paranızla hayır yapabilirdiniz, ailenize gönderebilirdiniz, kocanıza verme yükümlülüğünüz de yoktu, çünkü islamda kadının ticaret vb. helal gelirlerinde tasarruf hakkı kendisinindir ve evi geçindirmek gibi bir yükümlülüğü yoktur, erkek ise evi geçindirmekle yükümlüdür. Fıkhen durum budur.

      Kocanızın sizin nafakanızı temin ettikten sonra verdiği sadakalar kendi insiyatifinde olup bunu gizli vermesi ya da açıktan vermesi sizin için bir şey ifade etmez, siz geçiminizin sağlanması ile kocanızdan hakkınızı almış olursunuz. Kocanızın fazladan verdiği ise israfa kaçmamak kaydıyla hayır olur, güzel olur. Kocanız evde huzursuzluk çıkmasından endişe edip gizli gönderiyor olabilir, bir kimse kendi malından gizli ya da açıktan sadaka olarak sarf edebilir. Ve hatta sadakanın gizli verileni daha makbuldür. Sağ elin verdiğini sol el bilmeyecek, sağ el de verdiğini unutacak, işte bu sadakaların en güzellerindendir.

      İçinizden "Allah'ım hakkımı gözet" diye dua etmenizde bir sakınca yok, zaten allah el-Adl'dır, mutlak adalet sahibidir, kimsenin hakkı kimsede zerre kadar dahi olsa ebediyen kalmaz, hesap günü var, ahiret var, zaten buna iman ediyoruz.

      Eğer kocanızı başkalarına "benim hakkımı yiyor" diye şikayet ederseniz ve kocanız da sizin hakkınızı yemiyorsa, yani nafakanızı sağlıyor, barınma, yeme içme giyinme gibi temel ihtiyaçlarınızı karşılıyorsa o zaman kocanıza iftira etmiş olursunuz, iftira da şüphesiz günahtır, kul hakkıdır, kocanızla güzelce helalleşmeniz gerekir, kocanızı kötülediğiniz kişilere de işin aslını anlatmanız, kocanızın hakkınızı yemediğini belirtmeniz gerekir. Sorunuzda böyle bir şeyden bahsetmeseniz de affınıza sığınarak ayrıca belirtmek istedik, sizin durumunuzda olan kardeşlerimiz de bu yazıyı okuyabilir mülahazasıyla..

      Şunu da belirtelim ki, kalbinizden kocanız sizin hakkınızı yemediği halde "benim hakkımı yiyor" diye geçirmeniz de takvaya uygun bir davranış değildir. Allah'ın makbul kulları kalplerinden dahi gıybeti geçirmeyen kimselerdir.

      Siz mütevazi bir hayat sürüyorsanız, fedakarlıkta bulunuyorsanız elbette bunun karşılığını ihlasınız ölçüsünde Allah katında bulursunuz, Allah zerre kadar bir iyiliği zayi etmez. Peygamber efendimizin hayat tarzı, mütevazılığı bizim için çok güzel bir ölçüdür. Yaptığınız fedakarlıkların karşılığı da Allah katında Allah'ın zenginliğine ve cömertliğine yakışır şekilde en az on katı olarak mükafatlandırılır.

      Allah cümlemize geçim, düzen, hayırlı evlatlar nasip eylesin, evlatlarını en güzel şekilde yetiştiren, zürriyeti salih kendi salih kullarından eylesin.

      Bir kardeşiniz olarak hocalarımızdan öğrendiğimiz hükümleri paylaşmaya çalıştık. Diyanete 190 numaralı telefondan arayarak, ya da sorularlaislamiyet.com sitesine sorunuzu yazıp göndererek fetva alabilirsiniz. 190 numaralı hattan Diyaneti aradığınızda fetva vermeye ehil hocalarla konuşmaktasınız.

      Allahın selamı rahmeti ve bereketi müslümanların üzerine olsun.

      Sil
  11. kibirden korunmak için neler yapmamız gerekir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşim,

      Kibirden korunmak için gerçek ve kamil manada Allah'a kulluk yapmalıyız. Bunun için de imanımızı taklidi imanda tahkikiye yükseltmek ve kuvvetlendirmek gerekmekte. Namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, kurban kesmek, ilim öğrenmek, sadaka vermek, imanı arttırıcı derslere ve faaliyetlere katılmak, Allah'ı anmak - tesbih etmek - zikretmek, bunlar ve bunlar gibi nice ibadetler ile Allah'a kulluk etmeliyiz. Bu ibadetlerimizdeki samimiyetimiz nispetinde de kulluk vazifemizi, kulluğumuzu yerine getirmiş oluruz inşallah kamil manada Allah'a kul oluruz.

      Elbette hepimiz Allah'ın kuluyuz, ancak kulluk da derece derece, kulluğu ne kadar yerine getirebiliyoruz? Şüphesiz Allah'a kullukta bizim önderimiz ve örneğimiz peygamber efendimizdir. Ona ne kadar benzersek, ne kadar benzemeye çalışırsak, kullukta da o derece yol kat ederiz.

      Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde mealen kibir için küçük şirktir buyurmuşlardır.

      Her şeyi yoktan yaratan Allah'tır. O halde hiç şüphesiz her şeyin sahibi de Allah'tır ve bizim aslında bizim diyeceğimiz hiç bir şeyimiz yoktur, her şeyimizle biz Allah'a aitiz ve onun kuluyuz, o halde kibirlenmemizi gerektirecek bir şey de ortada yoktur. Kendimizde bir güzellik fark edersek bunu kendimizden bilip kibirlenmek yanlış olur, çünkü bizi biz yaratmadık, haşa yüz bin kere haşa, bizi Allah azze ve celle yarattı, o halde bizim vesilemizle vuku bulan güzelliğin de asıl kaynağı ve sahibi Allah'tır. O halde kibirlenmek yerine, bizi kibre sevk eden şeyin gerçek sahibini, kaynağını hatırlayıp onu tesbih etmemiz, zikretmemiz ve her şeyin sahibi ve maliki olan yüce Allah'ı yüceltici sözlerle anmamız gerekmektedir.

      Özetle:
      Kibirden korunmak için kul olmak gerekir. Sözde değil özde kul olmak gerekir, yani ihlaslı-samimi-hakiki kul olmak gerekir. Allah isteyen dileyen herkese hakiki kul olma yolunda yardım etsin, muradına erenlerden eylesin. Amin, amin, amin..

      Sil
  12. Birçok ürün dinsiz ülkelerde üretiliyor. Türkiye'de kullanılan ürünler ise o ülkelerden temin ediliyor. Onların ürünlerini kullanırsak alırsak bize günah olur mu?

    YanıtlaSil
  13. Peygamber efendimiz(s.a.v.) de barış zamanında, gayrimüslimlerle sulh halindeyken onlarla ticaret yapmıştır. Bunu islam tarihi kaynaklarında ve siyer kitaplarında bulabilirsiniz. Dolayısıyla kendileriyle barış içerisinde olduğunuz gayrimüslimlerin mallarını helal olmak kaydıyla alabilir kullanabilirsiniz. Ancak alınan mal helal olmalı, örneğin içki, domuz eti gibi haram mallar olmamalı.

    Muadili veya benzeri bir ürün müslüman kardeşlerimiz tarafından üretiliyorsa ve fiyat olarak da bizim aleyhimize bir durum yoksa elbette müslüman kardeşimizin malını tercih etmek takvaya daha uygundur. Müslüman müslümanın kardeşidir, ve kardeş kardeşe yardım eder. Müslüman müslüman kardeşine malını almakla dahi yardım edebilir. Siz kardeşinize yardım edin ki ahirette de Allah'ın ve Resulünün yardımına mazhar olabilesiniz. Umulur ki sizin kardeşinize yardımınız, ahirette de Allah ve Resulü'nün size yardımına vesile olur.

    Selamların en güzeli olan Allah'ın Selamı Rahmeti ve Bereketi üzerinize olsun. Sorunuzla bizleri irşad ettiniz, Allah razı olsun.

    Aşağıdaki internet adresini kopyalayı adres çubuğuna yapıştırır ve entera basarsanız, bu konuda daha detaylı bilgiye www.sorularlaislamiyet.com sitesi tarafında verilen cevaptan ulaşabilirsiniz:

    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12275/gayrmuslimlerle-munasebetteki-olculer-nelerdir-ticaret-ortakligi-yapmak-caiz-midir.html

    YanıtlaSil
  14. alkkol içerikli ilaçlar helalmi harammı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Es-SelamüAleyküm,

      Birisi Peygamberimize içkiyi sormuş. Peygamberimiz kendisini içmekten men`edince, o da:
      - Ben onu tedavi için, ilâç olarak kullanıyorum, demiştir. Peygamberimiz de bu söze cevaben:
      - O ilâç değil, derttir, buyurmuştur. Görüldüğü gibi, hadîs-i şerîf, alkollü maddelerin ilâç olarak kullanılmasını men`etmektedir. Ancak bu hüküm normal durumlara aittir. Eğer helâl maddeden yapılmış bir ilâç bulunmadığı için, mütehassıs ve dindar bir doktor alkollü ilâcı bir hastaya tavsiye ederse, o ilâcı kullanmak hayatî bir önemi hâiz olursa, bu durumda zaruret hâli ortaya çıkar ve bu gibi ilâçlarla tedâvi câiz olur.

      Selam ve saygılarımızla.

      Kaynak ve dayanak: www.sorularlaislamiyet.com sitesi ve hocaları

      Sil
  15. benim dedm kardşiyle kus oldu ben bunun gunahını ve dedmin bu gunahtan kurtlması için yapabileceğm seyi merak edyorum.

    YanıtlaSil
  16. Es-SelamüAleyküm,

    Detaylı bilgiyi aşağıdaki linkten alabilirsiniz:

    http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/8090/musluman-in-musluman-a-kin-duymasi-kusmesi-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html

    YanıtlaSil
  17. Müslüman ile Müslüman olmayan evlenebilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşimiz,

      Sorunuz kapsamlı bir soru. Bu soruda hüküm müslümanın erkek mi kadın mı olduğuna ve gayrimüslim'in de ehli kitap(hristiyan ve ya yahudi) olup olmadığına göre değişmektedir.

      Kısaca islamda hüküm şöyledir: müslüman bir erkek ehli kitaptan olup Allah'a eş-ortak koşmayan, Allah'a evlat isnat etmeyen bir kadınla evlenebilir. Müslüman bir kadın ehli kitaptan olsun ya da olmasın hiçbir gayrimüslim ile evlenemez. Müsliman bir erkek ehli kitaptan bir kadın ile evlenebiliyor ise de müşrik yani Allah'a ortak koşan ya da Allah'ı hiç kabul etmeyen ateist bir hanımla evlenemez.İslamda hüküm böyledir.

      Bu hükümlerin dayanakları da vardır, işin takva boyutu da vardır, bunlar meselenin daha derinine indikçe karşımıza çıkar. Takvaya en uygun olanı çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştireceğine inandığımız saliha bir hanımefendi ile izdivaç yapmaktır. Ancak bir kişinin müslüman olmasına vesile olmak da çok büyük bir hayırdır.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/5215/ehli-kitap-bir-kadinla-evlenmek-caiz-mi.html

      Yukarıdaki adresten daha detaylı bilgi edinebilirsiniz. Yukarıdaki adresteki açıklamanın bir kısmını aşağıda istifadenize sunuyoruz.

      Değerli kardeşimiz;
      Kendisinin hristiyan veya yahudi olduğunu söyleyen bir kadınla evlenemk caizdir. Nikah geçerlidir.Ancak kimliğinde hristiyan yazdığı halde kendisi ateist olan bir kadınla evlenmek caiz değildir.

      Müslüman kadın ve erkek, müşriklerle evlenemez. Müşrik kadın, Allah'a başka şeyleri ortak koşan,örneğîn puta, yıldızlara, ateşe ya da hayvana tapan kadındır.

      Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Allah 'a ortak koşan kadınlarla, onlar iman etmedikçe evlenmeyin... (Bakara, 221)
      Bir müslüman erkeğin Yahudi veya hıristiyanlardan bîr kadınla evlenmesinde bir sakınca yoktur.Bu konuda ulema icma etmişlerdir.Ayet-i kerimede şöyle buyuruluyor: "...Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınları, mehirlerini verip nikahlayınız, onlar size helaldir. "(Maide, 5)

      Ehli kitap olan bir kadınla evliliğinin mubah olmasındaki hikmet; bu kadının müslümania evlenmesi sebebiyle Allah'a, peygamberlere, ahiret gününe, İman etme ihtimalidir.

      Müslüman bir kadının müslüman olmayanla evlenmesi

      Müslüman bir kadının bir kâfirle evlenmesi icma ile haramdır. "Müşrik erkeklerle iman etmedikçe onlara mümin kadınları nikahlamayın. " (Bakara, 221)

      Çünki böylesi bir evlilikte, mümin kadının küfre düşmesi korkusu vardır. Koca, karısını kendi dinine çağıracaktır. Kadınlar genelde erkeklerine uyarlar ve onların yaptıklarından etkilenirler.

      Sil
  18. Kopya çekmek günah mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşimiz,

      Özellikle lisede mezuniyet not ortalaması üniversite sınavlarındaki puanlara etkiyor, aynı şekilde üniversitede çan eğrisi sisteminde birisinin haksız yere yüksek not alması diğerlerinin notunu düşürüyor, bu yüzden de bu gibi durumlarda kopya çekmek kul hakkına girer. Kul hakkına girme durumu yok(örneğin orta okulda, ya da bir sertifika sınavında), o halde "yüksek not almak için kopya çekebilir miyim?" derseniz o zaman da size iki cihan güneşi efendimiz Hz. Muhammed(s.a.v.)'in şu sözünü hatırlatırım: "Aldatan bizden değildir." (Not: Yani "Bizim sünnetimize uyanlardan değildir" mealinde bir hadisi şerifdir.)

      Değerli kardeşimiz, sorularla islamiyet.com sitesinden konu ile ilgili bir yazıyı ve yazının linkini istifadenize sunuyoruz, faydalı olması dileğiyle..

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/155/sinavlarda-kopya-cekmek-veya-kopya-vermek-caiz-midir-kopya-cekmek-kul-hakki-midir-ve-kopya-cekmekten-dolayi-girecegi-isteki-kazanci-haram-olur-mu.html

      ------------* * *----------------

      Değerli kardeşimiz;
      Kopya çekmenin bazı mahsurları vardır ve kul hakkına girme durumu söz konusu olabilir:

      1- Alınteri dökmediğimiz bir şeye sahip oluyoruz.

      2- İslama yakışmayan tembelliğe, insanı sürükler.

      3- Ahlaki bir hareket değildir.

      4- Meslek ve okulumuz hakkında söz sahibi olmamızı engeller.

      5- Kopya tekniklerine çalışacağımız kadar derse çalışsak aynı neticeyi hakkımızla elde ederiz.

      6- Arkadaşlar yanında saygınlığımızı yitiriririz.

      7- Doğru İslamiyeti ve islamiyete layık doğruluğu hakkıyla yaşamamış oluruz.

      8- Bilmediği halde kendini biliyor gösterdiğinden dolayı uygun olmayan bir davranıştır.

      9- Kopya ile alınacak fazla bir puandan dolayı, bir başkasının hakkını alma durumu olacaksa, kul hakkına girmektedir. İş başvurularında, bir üst okula girişlerde olduğu gibi. Ancak kopya çekmekle başkasının hakkına zarar dokunulmuyorsa veya onun kopya çekmesi sonucu başkası hakkından olmuyorsa o takdirde kul hakkına girmez.

      Kopya çekerek bir işe giren kişinin kazancı ise haram olmaz. Çünkü emeğinin karşılığını almaktadır. Kopya çeken kişi helallik almasına imkanı olmadığı için tövbe istiğfar etmelidir.

      Bu ve benzeri nedenlerden dolayı, kopya çekmek ve buna vesile olmak asla doğru değildir.

      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet

      Sil
  19. Etrafımdaki insanların çoğu ön yargılı ve kötü düşünceli yani insanları eleştiriyor, kıskanıyor, dedi kodu yapmayı seviyor. Ben çok üzülüyorum. Çoğu kez yanlış anlaşılmalar oluyor. Ne yapmalıyım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dinimin emirlerini yerine getiriyorum fakat onlar beni övmeye kalkışıyorlar! Yanlış mı düşünüyorum lütfen yardım edin!

      Sil
  20. Değerli kardeşim,

    Başkalarının övmesine ya da yermesine aldırış edilmez. Kul olmaya çalışılır. Allah'ın rızası kazanılmaya çalışılır, gerisi ehemmiyetsizdir, aldırış etmeye lüzum yoktur. Çünkü Allah'ın rızasının yanında diğer meseleler küçüktür, dolayısıyla ehemmiyetsizdir. Küçük ve ehemmiyetsiz olana değer vermek büyük ve ehemmiyetli olana haksızlık ve saygısızlıktır. Sizin de insanların övmesine ya da yermesine önem vermediğinizi düşünüyoruz.

    Şeytan bazen gerek kendi nefsimizi gerek çevrenizdeki insanların nefsini kandırmaya çalışır; sağdan yaklaşır ve insanı riyaya, kibire düşürmeye gayret eder. Allah cümlemizi şeytanın bu taaruzlarından muhafaza buyursun, görünür görünmez kullarıyla bizleri desteklesin inşallah.

    Dostlarımızı arkadaşlarımızı mümkün mertebe salihlerden, namazını kılan orucunu tutan müslümanlardan seçmeliyiz. "Kişi dostunun dini üzerinedir"(Hadis-i Şerif meali) Ancak diğer kardeşlerle de diyaloğu bütün bütün koparmamalı, müslümanlığın güzelliğini görebilecekleri ve öğrenebilecekleri şekilde irtibatta olmalıyız.

    Ne düşündüğünüzü belirmemişsiniz, hangi konuda yanlış düşünüp düşünmediğinizi sorduğunuzu anlayamadık, kusura bakmayın, daha açıklayıcı yazarsanız yardımcı olmaya çalışalım inşaAllah.

    YanıtlaSil
  21. Değerli kardeşim, bir de şunu eklemekte fayda var. Hal dili ile siz etrafınızdaki insanları irşad edebilirsiniz. Bu hem sizin için hayır olur hem de onlar için.
    Ayrıca gıybetli bir ortamda bir müslümanın nasıl davranması gerektiği hususunda sorularlaislamiyet.com sitesinden alınmış şu yazıyı da okuyabilirsiniz:


    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/17082/giybet-yapilan-bir-ortamda-nasil-davranmaliyiz-ortami-terk-etmemiz-mumkun-degil-konuyu-da-degistiremiyoruz-bazen-de-sevdigimiz-biri-hakkinda-konusuluyor-susmak-mi-iyi-yoksa-savunmak-mi.html
    ------------ * * * ---------------

    Değerli kardeşimiz;
    Gıybeti anlatan kişi kadar dinleyen kişi de mesul olur. Bu bakımdan gıybet eden kişiye karşı bir şey söyleyemesek de hal ve hareketlerimizle yapılan gıybeti dinlemek istemediğimizi göstermemiz gerekir.

    İman hizmetine çok emeği geçmiş büyük bir insanın dediği gibi:

    "O, bir gün birkaç hususu haber vermek ve bir meselede de şikayetini arz etmek için Bediüzzaman Hazretlerine gidiyor. Tam söze başlayacağı sırada, Hazreti Üstad -o kendine has red ifade eden tavrıyla- “Kardeşim ben bir şey bilmiyorum.” diyor. O zat, bir süre sonra bir fırsatını bulup tekrar söz alıyor; Üstad yine, “Kardeşim ben bir şey bilmiyorum.” diyor. Bir kere daha deneyince yine aynı cevapla karşılaşıyor: “Kardeşim ben bir şey bilmiyorum.”

    Bir başka zaman, diğer bir kişiden benzer bir hatıra ise şöyledir:

    “Bir gün Üstad’ın yanına gittim. Bir meselenin halli için, belki birileri hakkında zemm de ifade eden bazı şeyler söyleyecektim. Üstad anlatmak istediğim mevzuyu bilmiyordu. Fakat, ben ne zaman söze başlasam, “Kardeşim, ben dinlemek istemiyorum.” deyip meseleyi kapattı. Ben anlatmakta ısrar ettim; ara ara söze girmeye çalıştım ama O da her defasında “Kardeşim, bu hususta bir şey dinlemek istemiyorum.” dedi ve bana başkalarıyla alakalı tek cümle söyleme fırsatı bile vermedi.”(F. Gülen, İkindi Yağmurları, s, 123-124)

    Bediüzzamanın davranışı, suizanna, gıybete ve insanlar hakkındaki kesin bilgiye dayanmayan hükümlere karşı tavır alma demektir. Zannediyorum, biz de bir kaç yerde böyle ders versek, yanımızda vazifemizi alakadar eden konular haricinde konuşulmasına fırsat vermesek, suizanları seslendirme ve gıybetlere girmelerin alanı da kendi kendine daralacaktır. O türlü hırıltıların alanının genişlemesi, biraz da bizim hırıltılara müsamahamızdan kaynaklanmaktadır. Maalesef, biz müsamaha gösterilmemesi gerekli olan bir konuda müsamahalı davrandığımızdan, gıybet edenlerin ve müfterilerin hareket alanlarını da genişletmiş oluyoruz.

    Daha da geniş bilgi için aşağıdaki adresi ziyaret edebilirsiniz:

    http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/9/basimiza-gelmis-kotu-olaylari-anlatmak-giybet-olur-mu.html?keyword=g%C4%B1ybet

    YanıtlaSil
  22. Yanıtlar
    1. Cemre kelimesi çeşitli anlamlara gelir. Aşağıdaki adreste bu anlamları bulabilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/449/cemre.html

      Bu adresi kopyalayıp adres çubuğunu temizledikten sonra adres çubuğuna yapıştırmanız ve entera basmanız yeterlidir.

      Sil
  23. cemre ismi kuranda geçiyormu lutfensoyleyin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cemre kelimesinin anlamını ve Kur'an-ı Kerim'de ne şekilde geçtiğini aşağıdaki adresten öğrenebilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/449/cemre.html

      Bu adresi kopyalayıp adres çubuğunu temizledikten sonra adres çubuğuna yapıştırmanız ve entera basmanız yeterlidir.

      Sil
  24. Selamün Aleyküm hocam ben 18yaşındayım ismimin Kezban olmasından dolayı değişmesi için etraftan pskolojik baskı var. Sizce napmalıyım ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ve aleyküm es-selam,

      Değerli kardeşimiz;

      Kızlarımıza verilen "Kezban" ismi vardır ki, zannederiz yanlış anlaşılan isimlerden biri de budur. Kezban'ı hep yalancı manasına anlayanlar, Kur'an'daki "tükezziban" ile karıştırmışlardır.

      Çoğu kimseler Farsçadaki "ev hanımı" manasına gelen "Kedban"'an alınma "Kezban"ı, Arapçadaki 'yalanlayan' manasına gelen tükezziban'dan alınma sanarak bu isimden hep ürkmüşlerdir. Halbuki "keziban" ismi "ev hanımı" manasına gelmektedir. Bu ismin konulması caizdir, değiştirmeye de gerek yoktur.

      İslamda isim konusunda ilave bilgi için şu adresi de ziyaret edebilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/1528/cocuklara-isim-verme-ve-isim-verirken-dikkat-edilmesi-gerekenler-nelerdir-aleyna-ve-keziban-isimleri-ne-manaya-geliyor.html

      Yukarıdaki cevap www.sorularlaislamiyet.com sitesinden alınmıştır.

      Kaynağın tam adresi: http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16575/keziban-kezban-isminin-anlami-tam-olarak-nedir-bu-isme-sahip-bir-insan-eriskin-de-olsa-ismini-degistirmeli-mi.html

      Eğer isminizin sizi rahatsız etme durumu varsa islamda isim değiştirmeye bir mani yoktur, caizdir. Ancak sizin durumunuzda siz isminizden memnunsunuz, lakin çevreniz isminizin manasını yanlış bildiklerinden ve yanlış anladıklarından size psikolojik baskı yapıyorlar anlaşılan. Siz isminizin yukarıda da belirtilen gerçek manasını size baskı yapanlara söyleyebilirsiniz. Ayrıca bu konuda fazlaca üzerinize gelindiğini düşünüyorsanız lisan-ı münasip ile rahatsızlığınızı da kırmadan dile getirebilirsiniz. Zira size yapılan psikolojik baskı iyi niyetle de olsa sizi olumsuz etkiliyorsa yapan için hayırlı olmaz, siz onlara isminizin hakiki ve doğru manasını anlatın; ayrıca onların da kendilerine göre sizin iyiliğinizi düşündüğü mülahazasıyla hakkınızı helal etmenizde fayda vardır.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  25. Selamun aleykum hocam..benim babaannem yakın zamanda umreye gitti.yalnız bankadan faizli geri ödemeli kredi çekti.bu faizli geri ödemeli parayla umreye gitmek doğrumudur ??? ceveplıyabilirseniz sevinirim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleyküm Es-selam.

      Dinimizde faiz almak da vermek de haramdır. Faiz almanın, tefecilik yapmanın haram olduğunu çoğu müslüman bilir ancak maalesef faiz vermenin de vebali olan bir günah olduğunu bilmeyen müslümanlar var. Faiz vermek, ödemek de aynen faiz almak gibi dinimizde haramdır, günahtır. Bilmediği için kredi çekenler olabilir, bunların tevbe istiğfar edip bir daha faize bulaşmamaları gerekir. Allah inşallah tevbelerini kabul eder. Allah Ümmet-i Muhammedin tevbe-istiğfarlarını kabul buyursun inşallah. Belli ki faiz ödemenin de haram olduğunu bilmeden kredi çekilmiş, bununla da umreye gidilmiş, gelinmiş; Bu durumda tevbe etmekten başka müslümana düşün bir şey yoktur, Sahih bir tevbe ile, Allahın rahmetinin tecelli etmesi ve günahların sevaba dahi çevrilmesi mevzubahistir. Kuranı kerimde Furkan Suresi 70. ayette bu müjde mealen şöyle verilmektedir :

      "Ancak tövbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir."

      Babaannenizin bilmeden faiz ödeme günahını işlemesinden sonra tövbe etmesi durumunda bu tevbenin makbul bir tevbe olacağı da Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim'in Nisa Suresi 17. ayetinde mealen şu şekilde müjdelenmektedir:

      "Allah katında makbul tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir."

      Bilmeden günaha girmemek için bizler de ders almalı, dinimizin haram ve helallerini öğrenmede daha da fazla gayret göstermeliyiz. Bu hakikati sorunuzla bizlere ders verdiğiniz için Allah sizden ebeden razı olsun, sizi, yakınlarınızı ve tüm müslümanları af buyursun, cennet ve Cemaliyle şereflendirsin. Amin, amin, amin..

      Not: Hocam diye hitap etmişsiniz, hocalık sıfatımız henüz kamil manada olmasa da, bir müslüman bir müslümanın ne kadar hocasıysa, ona bildiklerini aktarması ne kadar hocalıksa, biz de elimizden geldiğince bildiklerimiz ve öğrendiklerimizi aktarmaya,nakletmeye çalışıyoruz, kendimizden birşey katmadan sadece nakil ve aktarma yapıyoruz. Allah'a emanet olun..

      Sil
  26. kasların ortasını almak günah mıdır

    YanıtlaSil
  27. Yanıtlar
    1. Nakledilen cevabın adresi:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16602/erkeklerin-kaslarini-almasi-caiz-midir.html

      Erkeklerin kaşlarını alması caiz midir?

      Cevap: (Kategori:Haramlar Yazan: www.sorularlaislamiyet.com)


      Değerli kardeşimiz;

      Hem erkeklerin hem de kadınların kaşlarını almaları caiz değildir.

      "İğreti saç takan, taktıran; kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir." (Kütübü Sitte, Hadis No : 2155, Ravi: İbnu Abbas)

      Kaş aldırmak, kaşın kıllarını yolarak iyice inceltmek ve kaşı yukarıya almak sûretiyle yapılmaktadır. Bu, hilkati değiştirme mahiyetindedir.

      Cenab-ı Hak her insanı ayrı bir güzellikte yaratmıştır. Birlik mührünün açıkça okunduğu insan simasındaki güzellik, fıtrî ve tabiî olanıdır. Bunu muhafaza etmek, sahip olduğu özellik ve güzelliklere şükredip, Allah'ın uygun görüp ihsan ettiği kadarına razı olmak kulluğun bir derecesi ve işaretidir.

      Bunun için hayatî ve zarurî bir maslahat yoksa, vücutta bulunan mevcut durumu değiştirmeye gitmemek lâzımdır. Çünkü böyle rast gele yapılan bir tasarruf insanı ağır bir mes'uliyet altına sokabilir.

      Erkeklerin kaşlarındaki eğri büğrü kılları almasının bir sakıncası yoktur. Bu nedenle kaştaki eğri büğrü kılların alınmasını, sakalların kenar, yan ve altlardan alınmasına ve düzelltilmesine benzetebiliriz. Ancak kaşları ve kaşlarının ortasındaki kılları alması doğru değildir.

      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet


      Sil
  28. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. S.a hocam akrabalarimin arasinda darginlik var ve bundan rahatsiz oldum icin ben internetten barismalari icin dualar buldum okudum sonra fark etimki normal dualar degilmis biri c-c*** g*** duasi www.******************* bunu sadece bir bolumunu okudum ve (felan felandan olma )burada darginlik olan babam teyzem ve kendi ismimi soyledim ama duanin tamamini okumadim sadece ilk bolumunu 2kez okudum. birde http://www.********** bu sitedeki duadada babamin teyzemin ve kendi ismimi soyledim yine felan felandan olma olaraktan ama sadece okudum bu duayi arapca yazip uzerimde tasimadim sadece bilgisizce normal duaymis gibi okudum burda h****dan bahsediyor sonradan merak edip arastirdimda kotu birsey oldunu fark ettim yani cinleri gotevlendirildini bilmiyordum bu dualari okuduktan sonra fatiha okuyup amin dedim Hocam birini -

      Sil
    2. AleykümSelam

      Allah dilemedikçe, tüm insanlar ve tüm cinler bir araya gelse ve tek bir insana zarar vermek için ittifak etseler yine de o insanın kılına dahi zarar veremezler. Yine insanlar ve cinlerin tamamı bir araya gelse ve tek bir insana bir fayda sağlamak isteseler, Allah dilemedikçe fayda da sağlayamazlar.

      Yarın kandil," Allah'ım bilerek ve bilmeyerek işlediğim günahlarımı bağışla, kendime ve yakınlarıma bilerek ya da bilmeyerek zarar vermekten sana sığınırım, bizlere zarar verecek şekilde şerre dua etmekten ve bu duanın şerrinden sana sığınırım, sen işitensin, bilensin, affedensin, her şeye gücü yetensin. Bizleri affet, bizleri koru, insi ve cinni şeytanların şerrinden, büyücülerin ve hasetçilerin şerrinden bizleri muhafaza buyur." diye dua ediniz. Ayetel kürsüyü bol bol okuyunuz. Ayetel kürsü okumak için vesileler arayınız. Sabah kalktığınızda, akşam yatarken, eve girdiğinizde, araca bindiğinizde vb. durumlarda bol bol okuyunuz. Allahım beni sağımdan solumdan önümden ve arkamdam, alt tarafımdan ve üst tarafımdan gelecek her türlü kötülük ve musibete karşı muhafaza et diye dua ediniz. Ayetel kürsi yanında bol bol nas felak ve ihlas surelerini okuyunuz. PEYGAMBERİMİZ sav yatmadan önce NAS FELAK İHLAS surelerini okur,ellerine üfler, daha sonra elleri ile üzerini meshederdi.Siz de bu sünneti hayatınıza katarak insi ve cinni şeytanlardan Allah'a sığınanların en güzelinin sığındığı şekilde sığınabilirsiniz.

      Ayrıca farzları yerine getirip haramlardan sakınmanız da insi ve cinni şeytanlara karşı en büyük korumadır. Zira AllahüTeala hazretleri müttaki kulunu korumak üzere melek kullarını vazifelendirir.

      Bundan sonra da bir duayı okurken ehlisünntte yeri varmıdır, efendimizin sünnetine uygunmudur konusunda daha dikkatli olalım inşaallah.

      Hayır da, şer de Allah'tandır, samimi bir tövbe ile kendisine yöneleni Allah zayi etmez, o çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

      Pişman olup tövbe ettikten ve Allah'a sığındıktan sonra da Allah'a dayının, güvenin. O en sağlam dayanaktır. Rahman'dır, Rahimdir. Vekil olarak Allah yeter, O ne güzel vekildir.

      Hasbunallahu ve ni'mel vekil ni'mel Mevla ve ni'me'n nasîr.

      Allah ümmeti Muhammed'i insi ve cinni tüm şeytanlardan korusun. Felaketler ve musibetler kafirlerin, iyilikler güzellikler bağışlanma ve nimetler müslümanların, inananların olsun.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  29. Selamunaleykum hemen sormak isriyorum hocam cuma namazı toplam 16 rekat mı 10 rekat mıdır?
    Birisi 10 rekat demişti yanı bir tanıdık dediğine göre 10 rekatı cuma diğer 6 rekatı vakit namazı
    imiş . bu konuda yardımcı olabilir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelam,
      Cuma namazi 4 rekat ilk sünnet, 2 rekat farz ve 4 rekat da son sünnet olmak üzere toplam 10 rekattir.
      Günümüzde bazi kardeslerimiz bir içtihat üzerine "Cuma namazimiz olmadiysa" süphesi üzerine 6 rekat daha zuhr-i ahir namazi kilmaktalar. Zühr-i Ahir namazinin ne oldugunun ve bu konuda nasil davranmamiz gerektiginin güzel bir sekilde izah edildigi diyanetin
      bu konudaki bir yazisini asagida naklederek istifadelerinize sunuyoruz:
      ZUHR-I ÂHIR NAMAZI
      "Son ögle namazi" anlamina gelen "zuhr-i âhir"; bir fikih terimi olarak, Cuma namazinin sahih olmamasi ihtimalinden dolayi ihtiyaten kilinmasi kabul edilen ögle namazidir.
      Bir kisim Islâm bilginleri, Cuma namazinin toplanilmasi ve hutbe okunmasi için mesru kilindigi gerekçesine, Hz. Peygamber ve hulefa-i rasidîn döneminde tek bir yerde Cuma namazi kilinmis olmasina dayanarak, bir zorunluluk bulunmadikça, bir yerlesim yerinde sadece bir yerde Cuma namazi kilinabilecegini ileri sürmüslerdir. Böyle düsünen bilginlere göre ihtiyaç yokken, birden fazla yerde kilinmasi halinde, namaza ilk baslayanlarin Cuma namazlari sahih olur, digerlerinin o gününün ögle namazini kilmalari gerekir. Cuma namazini kimlerin önce kildiginin tespit edilememesi durumunda ise, ihtiyaten hepsinin ögle namazini kilmalari bir çözüm olarak öngörülmüstür.
      Bir kisim bilginler ise, süphe ile yapilan ibadetin geçerli olmayacagi düsüncesinden hareketle, zuhr-i âhir namazinin kilinmamasi gerektigini söylemislerdir. Bunlara göre, "belki Cuma namazi sahih olmamistir" diye zuhr-i âhir kilmak dogru olmaz. Ayrica zuhr-i âhir namazi kilinmasi gerektigini ileri sürmek, halkin gözünde, Cuma namazinin farz olmayip, sadece ögle namazinin farz oldugu ya da bir vakitte ikisinin de farz oldugu zannini uyandirir.
      Diger bir kisim bilginler ise, daha da ileri giderek, Hz. Peygamber, sahabe ve tabiîn döneminde böyle bir namaz bulunmadigindan hareketle, zuhr-i âhir kilmayi bidat kabul etmislerdir.
      Zuhr-i âhir ile ilgili olarak taraflarin ileri sürdükleri görüslerin delilleri göz önünde bulunduruldugunda, bu namazi kilmanin gerekli olmadigi anlasilmaktadir. Hz. Peygamber zamaninda Cuma namazinin sadece bir yerde kilinmis olmasi, bir yerlesim biriminde birden fazla yerde Cuma namazi kilinamayacagi anlamina gelmez. Zira o dönemde böyle bir ihtiyaç söz konusu degildi. Ayrica yeni inen âyetleri Hz. Peygamber'in agzindan isitme istiyaki içinde bulunan sahabenin, baska bir yerde Cuma namazi kilmalarini düsünmek mümkün degildir.
      Bir yerlesim biriminde bir yerde Cuma namazi kilinmamasi sebebiyle Cumanin sahih olmayacagini söyleyen müçtehitlerin tamami, ihtiyaç halinde birden fazla yerde Cuma namazinin kilinabilecegini kabul etmislerdir. Günümüzde ise, çogunlukla bir yerlesim biriminde tek camide Cuma namazi kilinmasi mümkün olmadigindan birden fazla yerde Cuma namazi kilinmasi kaçinilmaz olmustur.
      Diger taraftan Cuma namazinin farz oldugunu ifade eden ayet ve hadislere karsi, birden fazla yerde kilinmasinin caiz olmayacagi konusunda dinî bir delil bulunmamaktadir. Bir yerde kilinmasi sartini ileri sürenlerin, ihtiyaç bulundugunda kilinabilecegini belirtmeleri de bunu göstermektedir. Kaldi ki Kur'ân-i Kerim'de, "Allâh bir kimseyi ancak gücünün yettigi seyle yükümlü kilar" (Bakara, 2/286); "Allâh dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi." (Hac, 22/78) buyrulmaktadir.
      Ibadetler, kabul edilecegi inanci ile kilinmalidir. Hz. Peygamber Yüce Allâh'in, "Ben kulumun benim hakkimdaki zannina göre muamele ederim" (Müslim, Zikir, 1; Tirmizî, Zühd, 51), "Ameller niyetlere göredir" (Buharî, Bed'ü'l-vahy, 1) buyurdugunu bildirmektedir Bu itibarla Cuma namazinin kabul olunacagina inanarak kilinmasi ve bunda süpheye düsülmemesi gerekir.
      Buna göre bir yerlesim yerinde birden fazla camide Cuma namazi kilinabileceginden, zuhr-i âhir namazinin kilinmasina gerek yoktur. Ancak, herkes diledigi kadar nafile ibadet yapabileceginden zuhr-i âhir namazini kilmak isteyenler kilabilirler, bunun yadirganmamasi gerekir. (I.P.)
      Allah'a emanet olun...

      Sil
  30. Esselamualeykum hocam hemen hemen birçok programın "crack" dosyası var. Bu dosya bizlere istediğimiz programı ücretsiz olarak kullanma olanağı sağlıyor fakat helal olup olmadığı
    konusu hakkında bir karara varamadım.Diyelim ki helal değil bunu bilmeyerek kullanırsak bir şey olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümEsSelam,

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/96/kopya-program-kullanmak-kul-hakkina-girer-mi.html

      Yukarıdaki linkten konu ile ilgili detaylara ulaşabilirsiniz. Günümüzde çok önemli ve bilinmesi gereken bir konu. Yukarıdaki yazıyı dikkatlice okumakta fayda var. Uzun olduğundan alıntı yapmadım, linkini verdim. (Yukarıdaki linki kopyalayıp tarayıcının adres çubuğuna yapıştırıp enter'a basarsanız ilgili sayfaya gidersiniz.)

      Yukarıda linkte okuyacağınız üzere ticari maksat olmaksızın bu tür kullanım caizse de doğru görülmemiştir. Yani haram değildir, ancak bu şekilde kullanmak doğru da değildir. Şayet ticari gelir varsa burada haram oluyor.

      Diyelim ki helal değil, bunu da bilmeden kullandık demişsiniz. Anladığım kadarıyla sizin kullanımınız ticari değil, ticaret yoksa bu konuda bir sıkıntı olmaz. Siz bu programı crack'leyip başkalarına satarsanız, bunu bir ticari kazanca dönüştürürseniz işte bu haramdır. Sorunuzdan ticari maksadınız olup olmadığı tam anlaşılmamakla birlikte bizde ticari maksadınız olmadığı yönünde bir kanaat oluştu. Eğer ticari maksadınız var ise kul hakkına girmişsinizdir. Helalleşmek gerekir. Helalleşmenin mümkün olmadığı durmlarda ne yapılması gerektiği konusu için aşağıdaki linke bakabilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15724/helallesme-imkani-olmayan-kul-hakki-konusunda-bilgi-verir-misiniz-acaba-yuce-allah-settar-ismi-serifinin-geregi-olarak-kul-hakkina-giren-gunahlari-gizler-mi.html

      Hasılı, bu programları eğer hiç kullanmazsanız ya da ücretsiz versiyonuna yönelirseniz ya da lisanslı satın alırsanız elbette bu takvaya daha uygundur, ve daha doğrudur.

      Satın alma gücünüz yoksa,ödediğiniz paralar gayrimüslimi güçlendiriyorsa, müslümanları zayıflatıyorsa ticari maksat olmaksızın bu programları kullanmak da doğru olmamakla birlikte caizdir. Ancak takvaya uygun olanını seçmek her zaman en doğru yoldur.

      Vicdanen rahatsızlık hissettirmeyecek, harama da kesinlikle girmeyecek şekilde güzel bir denge kurmak bu konuda iyi olacaktır.

      Linklerini verdiğimiz yazıların, bilhassa birinci linkteki yazının okunmasında fayda var, orada mesele genişçe izah ediliyor. Yorumlar da okunabilir.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  31. Çok Teşekkür ediyorum hocam beni oldukça rahatlattınız Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
  32. Esselamualeykum hocam namaza niyet etme konusunda birkac kisi az da olsa farkli sekilde beni bilgilendirdi fakat tam olarak nasil niyet edilecegi konusunda kesin bir karara varamadim bu konuda beni aydinlatirdaniz sevinirim.Allah'a emanet olun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykumEsSelamveRahmetullahü,

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/12338/namaza-nasil-niyet-edilir-ve-arapca-namaz-niyetleri-nasil-yapilir.html

      Yukaridaki linkte konu ile ilgili detayli muteber malumat mevcut. Hep beraber istifade edelim, hep beraber aydinlanalim, nurlara gark olalim insaAllah.

      Yukaridaki linkteki yazinin bir kopyasi da asagidadir:

      Kısaca Soru: Namaza nasıl niyet edilir, niyetleri nasıl yapılır? Bu niyetlerde mezhep ayrımı var mı, yani namaza niyetler mezheplere göre değişir mi?

      Değerli kardeşimiz;
      Namazlarda niyet de şarttır. Şöyle ki: Niyet aslen bir azimden ve kesin bir iradeden ibarettir. Kalbin bir şeye karar vermesi ve bir işin ne için yapıldığını düşünmeksizin bilmesi demektir.

      Namazla ilgili niyet, Yüce Allah'ın rızası için ihlasla namazı kılmayı istemek ve hangi namazın kılınacağını bilmektir. Yapılan işlerin önemleri ve sevapları niyetlere göredir. İnsanın niyeti halis (sırf Allah rızası için) olmalıdır. İnsan yapacağı bir ibadeti şuurlu bir halde yapmalıdır. Yapacağı işle, Allah rızası gibi, yüksek bir gaye gözetmeli ve gaflet içinde bulunmamalıdır.

      Niyet kalbe aittir. Bununla beraber kalb ile niyet yapıldıktan sonra dil ile de söylenmesi daha iyidir. Bir insan başlayacağı bir namaza, kalb ile niyet edip de dili ile bir şey söylemese, o namazı caiz olur. Fakat kalb ile niyet etmekle beraber "şu vaktin farzını veya sünnetini kılmaya niyet ettim" demesi, daha iyidir. Bu şekilde, hem kalb, hem de dil ile niyet edilmesi, sahih olan görüşe göre müstahabdır. Kalbden niyet olmaksızın dil ile yapılan niyet sahih değildir.

      Farz namazlarla bayram ve vitir namazlarından bunları yerine getirirken hangi vakitler olduğunu belirlemek gerekir: "Bugünkü sabah namazına" veya "Bugünkü cuma namazına, bugünkü vitir namazına, bugünkü bayram namazına" diye niyet edilir. Yalnız farz namaza niyet etmek yeterli değildir. Böyle bir niyetle farz namazları tayin edilmiş olmaz. Fakat hangi namaz olduğu belirlenmeksizin vakit içinde: "Bu vaktin farzını kılmaya" diye niyet edilmesi kafi gelir. Rekatların sayısını anmaya gerek yoktur. Yalnız cuma namazı böyle değildir; onu vaktin farzı niyeti ile kılmak olmaz; çünkü asıl vakit öğlenindir, cumanın değildir.

      Nafile namazlara gelince: Bunlarda sadece namaza niyet etmek kafidir. Fakat şu vaktin ilk sünnetine veya son sünnetine niyet ettim, diye de kılınırlar. Bu namazların müekked veya gayri müekked olduklarını belirlemeye de gerek yoktur. Ancak teravih namazı için: "Teravih namazını veya vaktin sünnetini kılmaya niyet ettim." demelidir, ihtiyat olan budur.

      Cemaata yetişip de, imamın farzı mı, yoksa teravihi mi kıldığını bilmeyen kimse, farza niyet ederek imama uyar. Eğer imam farzı kılıyordu ise, uyanın da farzı sahih olur. Eğer imam teravih namazını kılıyordu ise, ona uyan o kimsenin namazı nafile yerine geçer. Yatsı namazından önce teravih kılınamayacağı için, teravih yerine geçmez.

      Niyetin tekbir alma zamanına yakın olması daha faziletlidir. Daha önce de niyet edilebilir; yeter ki, niyet ile tekbir arasında namaza aykırı bir hal bulunmuş olmasın.

      Örnek: Bir kimse abdest alırken herhangi bir namazı kılmaya niyet etse, sonra namaza aykırı düşen yiyip içmek ve konuşmak gibi bir işte bulunmadan namaz yerine varıp namaza başlasa sahih olur. Bu arada hatırına o niyet gelmese dahi yine namazı sahih olur. Fakat namaza başlama tekbirden sonra yapılacak bir niyet ile namaz sahih olmaz. Tercih edilen görüş budur. Diğer bir görüşe göre, tekbir aldıktan sonra, Sübhaneke ve Eüzü'den önce yapılacak niyetle de namaz caiz olur.

      Bu açıklamalara göre kişinin hangi namazı kılacağını bilmesi niyettir; diliyle yapmasa da olur. Ancak dil ile yapmak daha güzel olur. Ayrıca dil ile yapılan niyet her dilde olabilir. Arapça olması şart değildir.

      Allah ilmimizi, ilme istahimizi, marifetimizi ve gayretimizi arttirsin insaAllah. Allah razi olsun, Allah'a emanet olun.

      Sil
  33. günümüzde çok fazla kitap var. Bizlere sadece kitap oku deniliyor. Kitap tercihini bize bırakıyorlar. Ne buluyorsan oku kendini geliştir diyorlar. Çoğu insan ayırt etmeksizin okuyor. bunun doğrusu nedir? bir kitap çok popüler bir kitap olsa da kötü içerikli ise de okunulur mu? Katkısı olu mu ?

    YanıtlaSil
  34. selamun aleyküm. hayırlı günler.Peygamberimizin günlük yaşantısı nasıldı? günlük aktiviteleri nelerdi? bilgilendirir misiniz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykumEsSelam,

      Size de hayırlı günler, Allah'ın rahmeti bereketi ve şu mubarek Berat kandili günü mağfireti üzerinize olsun.

      Böyle güzel bir soru sorduğunuz için, bizleri sorularınızla irşat ettiğiniz için Allah siz ve sizin gibi Hak yolda gitmek isteyenlerden ebeden razı olsun.

      O Kutlu Nebi'nin ahlakı Kuran, günlük yaşantısı ise Sünnet idi.

      Her hali zikir idi. Allah'ı hal diliyle de zikrederdi.

      Bakıldığı zaman insanlardan bir insandı, bu da Ona meftun gönülleri coşturan başka bir hasletidir. Miraca çıkmış bir beşerin insanlardan bir insan olması, ne büyük tevazu! İşte O'nu yüksek makamlara, övülmüş makamlara çıkaran hasletlerinden biri de budur. O, halk içinde Hak'la beraberdi.

      Sorunuzun cevabını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16693/peygamberimizin-asm-yirmi-dort-saati-yani-bir-gunu-nasildi-nasil-yasardi.html

      Ayrıca Yaşar Bozyiğit’in, "Peygamber Efendimiz"in Sünnet-i Seniyyesine Göre Müslümanın 24 Saati" isimli esere bakılabilir.

      "Bir Müslümanın 24 saati nasıl olmalıdır?.." sorusunun cevabına da ayrıca aşağıdaki linkten erişebilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/2744/bir-musluman-in-24-saati-nasil-olmalidir.html

      Allah'a emanet olun. Allah razı olsun.

      Sil
  35. Televizyon , internet fuhuş yuvası gibi. gözlerimi haramdan nasıl sakındırabilirim?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      Aslında bu sorunun birinci cevabı imanı arttırarak. Elbette hepimiz derecemize göre iman ediyoruz, anacak takdir edersiniz ki büyük zatların, velilerin, alimlerin imanlarının derecesi yüksektir. Bizler de kendi imanımızı daha da yükselmenin yollarını arayarak imanımızı arttırabiliriz, büyük zatları kendimize örnek ve rehber edinebiliriz.

      İmanı arttırmak Kuran ile meşgul olmaktan, Hadis ile meşgul olmaktan, ihlasla ilim tahsil etmekten geçer. Hususan bu devirde Risaleyi Nur hakikatları ile meşgul olmak da imanı arttırmanın yollarından biridir. Risaleyi Nurlar Kuran'ın tefsiri hükmünde olduğundan Risaleyi Nur ile meşgul olmak Kuran ile meşgul olmak demektir. Bir Haşr Risalesi haşre imanımızı arttırıyor örneğin. İşte o zaman göz zaten haramdan sakınıyor. İmanı artan ihsan derecesine daha da yaklaşır. İhsan Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmektir. Başka deyişle Allah'ın seni gördüğünün tam şuuruna ererek her hareketinde bu şuur ve bilinç seviyesinde tam bir dikkat ve konsantrasyon ile Allah'ı zikretmektir. İmanını arttırarak ihsan yamaçlarında dolaşan bir mü'min elbette haramlardan sakınır, gözü haramlara kaymaz. Bir kere yanlışlıkla gözü ilişse hemen tövbe eder, dikkatini başka tarafa çevirir, ikinci defa bakmaz, görmez.

      İmanı arttırmak külli metottur. Cüz'i metotlara gelince, televizyonda elhamdülillah sadece helal program yayını yapan kanallar da vardır. Bunlar izlenebilir, diğerleri açılmaz, izlenilmez. Televizyon izlemek bir zaruret değildir. Bundan 50 sene 100 sene önce televizyon yoktu. Televizyonsuz da yaşanabilir. Televizyon izleneceği vakit helal programlar ve helal program gösteren kanallar vardır, bunlar tercih edilmeli. İnternette ise çoğu haber siteleri dediğiniz gibi, ancak www.haber7.com, www.zaman.com.tr gibi helal içerik gösteren haber siteleri de mevcuttur. Haram içerikli sitelerden ateşten kaçtığımız gibi kaçmalıyız. Helal daire keyfe kafidir, harama girmeye lüzum yoktur. Hususan internette Feyyaz Bilişim'in sitelerini tavsiye ederiz.Adresi www.feyyaz.org'dur. Harama bakınca nefse ağır gelecek cezalar uygulanabilir, örneğin oruç tutmak. "Oruç kalkandır" buyurmuşlar Peygamber Efendimiz. Neye kalkandır? Günahlara kalkandır, Allah'ın izniyle.

      Allah yar ve yardımcımız olsun, Allah'ın yardımı olmadan bizim şeytan ve nefsimizle başa çıkmamız, gözlerimize hakim olmamız mümkün değildir, bu nedenle çok çok dua ile Allah'tan yardım istenmelidir. Samimi bir dua'ya, samimi bir tevbenin arkasından gelen dua'ya Allah engin rahmeti ve merhameti ile inşaAllah hüsnü cevap verecektir.

      Aşağıdaki linkten de istifade edebiliriz inşaAllah:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/5253/gozler-nasil-korunur.html


      --Alıntı--
      "Güneş, ay, yıldızlar,kara, deniz,dağ,taş,dere, ova, gece, gündüz, karanlık,aydınlık, sema, arz ve bunlar arasındakileri temaşa edip Rabbin büyüklüğünü kavramak, onların kendi dilleri ile Rabblerini tesbih ettiğini ve O'nun varlığını ve birliğini haykırdığını görmek, onların insanların emrine verildiğini hissetmek, mevcudatın nasıl yaratıldığını düşünmek, gözün insana verilme sebepleridir.. Gözün şükrü ise yaratılış âyetlerini seyrederek ibret almak ve Yüce Allah'ın bakmayı haram kıldığı şeylerden gözü sakındırmaktır.

      Mümin erkek ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını emir buyuran Yüce Allah, bizlere görebileceğimiz şeyler için bir sınır koymuş ve bu sınırları aşanları da uyarmıştır. Yedi tabakadan yaratılan gözün bir tabakasına gelecek zarar bu nimetin zevali demektir. Gözü verenin, gözü veriş sebebine riayet etmek de kulun göz nimeti adına yerine getireceği birinci vazifedir."

      M.Yusuf Güven’in kaleme aldığı “Gözümü Haramdan Nasıl Korurum” Işık Yayınları kitabını da okuyabilirsiniz.
      --Alıntı--


      Allah'a emanet olun.

      Sil
  36. günümüzde çok fazla kitap var. Bizlere sadece kitap oku deniliyor. Kitap tercihini bize bırakıyorlar. Ne buluyorsan oku kendini geliştir diyorlar. Çoğu insan ayırt etmeksizin okuyor. bunun doğrusu nedir? bir kitap çok popüler bir kitap olsa da kötü içerikli ise de okunulur mu? Katkısı olu mu ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      Rabbimizin bu ümmete ilk emridir, oku. Ancak bu her şeyi, her bulduğun şeyi oku anlamında değildir.

      Elbette her şeyi okumak katkı sağlayacak diye bir kaide yoktur.

      Hatta her şeyi okumak zarar da verebilir.

      Zararlı, muzır, günaha bulanmış metinler kalbi karartacağı gibi imanı da zedeleyebilir.

      O yüzden helal dairede okumalı, hususan ahiretimize fayda sağlayacak başta Kur'an ve Hadis olmak üzere dini, ehli sünnet kitaplar okunmalıdır.

      "Ne olursa olsun, yeterki oku" lafı "Babana bile güvenme" lafı gibi bir klişedir. Dinde elbette yeri yoktur. Dinimiz klişelerle değil, Kur'an ve Sünnet ışığında bize yol göstermektedir.

      Dünyadan da nasibimizi unutmayabilir, bizim dünya işleirmizde fayda sağlayacak kitaplar da okuyabiliriz elbette. Örneğin bir mühendislik öğrencisi kendisine lazım olacak matematik ilminin kitaplarını okur, bunlardan faydalanır. Bunlar ile dünyasına faydalı olur, onunla da ahiretine yatırım yapabilir.

      Bu ikisi dışındaki kitapları okumak ise boş işlerle meşgul olmak, vakit israfı yapmak, malayaniyatla uğraşmak anlamına gelir. Örneğin insana vakit israfından başka bir şey vermeyen bir kitabı okumak elbette doğru değildir. Dinimizde israf haramdır. Vakit ise en kıymetli sermayelerimizdendir. Onunla ahiretimizi kazanmaya çalışırız.

      Hele hele içinde haram şeylerin olduğu, ahlaksızlıkların olduğu kitaplarda ateşten kaçar gibi kaçmalıyız. Çünkü bunlarla meşgul olmak o tarz işleri bizim gözümüzde sıradanlaştırır, doğal adiyattan işlermiş gibi algılamamıza neden olur. Bu algı maalesef, insanı doğru bir noktaya ulaştırmaz.

      Başta yüce kitabımız Kur'an'ı okumalı oan dört elle sarılmalıyız. Hem okuyabiliyorsak arapçasından, hem de türkçe mealinden takip edebiliriz. Meallerde kafamıza takılan yerlerde tefsirlerden araştırabiliriz. Meallerden hüküm çıkartma yanlışına da düşülmeden okumaya gayret gösterilmelidir. Hadis kitapları okuyabiliriz. KütübüSitte islam dininin ana kaynaklarındandır. Kütübü sitteden seçme hadislerden oluşan RiyazüsSalihin kitabını okuyabiliriz. Bunların Haricinde Risaleyi Nur külliyatı çok derin ilmi bir eser. Kuranın tefsiri niteliğinde, bu eseri takip edebiliriz.

      Sırf popüler olduğu için ne dünyamıza ne de ahiretimize fayda vermeyecek kitaplardan sakınmalı, daha çok Kur'an Hadis ve ilmi eserlerle meşgul olmalıyız.

      Örneğin bir Kur'an mealini baştan sona okuyabilirsiniz. Suat Yıldırım'ın mealini tavsiye ederiz. Diyanetin meali de güzeldir ancak Suat hocanın mealinde daha geniş açıklamalar mevcuttur. Daha sonra tefsirlere geçebilirsiniz.

      Peygamber efendimizin hayatını anlatan siyer türü kitaplar da çok faydalı eserlerdir. Bilhassa Salih Suruç'un Kainatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı isimli eserini okumanızı tavsiye ederiz. Bu türede Sonsuz Nur isimli eseri de okuyabilirsiniz. Peygamberimizin hayatı en ince detayına kadar hamdolsun günümüzde bilinmektedir, ama okumadan bilemeyeceğimiz de aşikardır. İnanın okudukça, öğrendikçe imanımız hep daha da artacak ve keşke daha önce okusaydım diyeceğiz. Allah bizleri okuyan, öğrenen, öğrendiğini öğreten alim kullarından eylesin, hem ihlas hem de ilim sahiplerinden eylesin.Amin.

      Allah'a emanet olun. Hayırlı kandiller.

      Sil
  37. Yanılma secdesi namazda birkaç ez tekrarlanabilir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşimiz;

      Hanefi mezhebine göre sehiv secdesi, bir namazın kusurlu kılınması hâlinde, bu kusuru düzeltmek maksadı ile, namazın sonunda (son oturuşta tahiyyatı okuduktan sonra) yapılan secdedir. Kusur genellikle namazda farzın te'hiri, vâciblerden birinin unutularak yapılmaması (terki), yahut sonraya bırakılması (te'hiri), yahut da vaktinden önce yapılması (takdimi) suretiyle ortaya çıkar. Namaz içinde bu yanlışlıklar hatırlanırsa namaz sonunda sehiv secdesi yapılır. Sehiv secdeleri vâcibdir.

      Sehiv Secdesinin Yapılışı Nasıldır?

      Son oturuşta Tehıyyât okunduktan sonra, imam olan kimse sadece sağ tarafına, yalnız kılan ise iki tarafına da selâm verir ve hemen ardından Allahü Ekber diyerek 2 defa secdeye varır. İkinci secdeden sonra doğrulup oturur ve yeniden Tehıyyâtı, salâvat ve duaları okuyarak selâm verir. Böylece sehiv secdesi yerine getirilmiş olur. Namaz kılan kimse şayet selâm verdikten sonra yanıldığını hatırlarsa, yönünü kıbleden çevirmemiş ve henüz konuşmamış ise, sehiv secdesini yapabilir. Fakat yerinden kalkmış, yönünü kıbleden çevirmiş veya konuşmuş ise, artık sehiv secdesi yapamaz. Namaz sahihtir, ancak sehiv secdesi yapılmadığı için sevabı noksandır. Vâciblerden biri, terkedilirse namaz geçerli olur. Ancak vacibi terketmekten dolayı günah işlemiş olur. Sehiv secdesi yapan imama iktida sahihtir.

      Sehiv secdesi konusunda detaylı bilgi için aşağıdaki linklerden faydalanabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/1833/secde-i-sehiv-sehiv-yanilma-secdesi.html

      Kaynak : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/508/sehiv-secdesi-yanilma-secdesi-nedir-ne-zaman-ve-nasil-yapilir.html

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  38. namaz kılarken abdestin farzlarından birini yapmadığımızı hatırlarsak ne yapmalıyız? ondan önce kıldığımız namazları abdest alarak yeniden mi kılmalıyız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      Güzelce abdest alıp namazı yeniden kılmak gerekir. Namaz vakti çıktıktan sonra hatırlayan da, kaza eder.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  39. namazda salli barik ve rabbena dualarını okumak gerekir mi sadece ettahiyyatü suresiyle de namaz tamamlanmış olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam-un Aleyküm,

      Herkesin Ettehıyyatü’yü okuduğu müddet kadar oturması farzdır. Dolayısıyla sadece ettehıyyatü de okunsa namaz tamamlanmış olur. Ancak peygamber efendimizin şefaatinden mahrum kalmamak için onun sünnetine yapışmamız icap eder, bu nedenle eğer bilmiyorsak salli barik rabbena dualarını en kısa zamanda ezberlemeye çalışalım, o müddet içinde kılacağınız namazlarda sadece ettehiyyatü yi de okusanız namazınız olur. Bir ev aldığınızda nasıl ki salonu eksik olsun istemeyiz, işte namazda da eksik bırakmamakta, efendimiz (s.a.v.)'in sünneti seniyesine tam ve eksiksiz uymaya çalışmakta kelimelerle ifade edilemeyecek derecede büyük faydalar, menfaatler ve yaralar vardır.

      Allah'a emanet olun..

      Sil
  40. bir konu hakkında farkına varmadan yanlış bir hüküm vrilidiğinde ne yapmak gerekir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yanlışta ısrardan kaçınarak hükümden dönülür. Doğru fark edilince doğru olana dönülür. Nefse ve şeytana uyarak yanlışta ısrar edilmez. Oluşan zarar da mümkün mertebe telafi edilmeye çalışılmalıdır.

      http://hadis.resulullah.org/index.php?s=oku&id=2700

      http://hadis.resulullah.org/index.php?s=oku&id=2701

      Yukarıda belirttiğimiz iki adresteki hadis ve izahatları okuyarak bu konuda malumat edinebilirsiniz.

      Bir Hadisi Şerif:


      Peygamber efendimiz, Hz. Muaz’ı Yemen’e vali olarak tayin ederken, aralarında şöyle bir diyalog geçer:

      Peygamberimiz (asm), Hz. Muaz’a soruyor: “Bir konuda hüküm vermen gerektiğinde nasıl hükmedeceksin?

      Muaz(r.a.): Allah’ın kitabıyla hükmedeceğim.

      - Allah’ın kitabında bulmazsan?

      - Resulullah’ın sünnetiyle..

      - Resulullah’ın sünnetinde bulamazsan?

      - Kendi reyimle içtihat ederim ve onu geçmem..

      - Resulullah’ın elçisini (doğru yola) muvaffak eden Allah’a hamdolsun. (Ahmed b. Hanbel, 5/236; Ebu Davud, Ahdiye,11; Tirmizi, Ahkam,3; Darimi, Mukaddime,30)


      Kütübü Sitteden Başka Hadis-i Şerif

      Sahiheyn'in bir rivayetinde hadis şöyledir: "Ben de sizin gibi bir insanım. Siz davalarınızın halli için bana geliyorsunuz. Bazınızın hüccet yönüyle, diğer bazısından daha ikna edici olması, böylece benim, işittiğime dayanarak onun lehine hükmetmem mümkündür. Kimin lehine, kardeşinin hakkından bir şey hükmetmişsem (bilsin ki), onun için cehennemden bir ateş parçası kesmiş oluyorum." [Buharî, Şehadat 27, Mezalim 16, Hiyel 9, Ahkam 20, 29, 31; Müslim, Akdiye 5, (1713); Muvatta, Akdiye 1, (2, 719); Ebu Davud, Akdiye 7, (3583, 3584); Tirmizî, Ahkam 11, (1339); Nesâî, Kudat 13, (8, 233).]


      Yine Kütübü Sitteden Başka Bir Hadisi Şerif

      Amr İbnu'l-Âs radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah buyurdular ki:

      "Hâkim içtihad eder ve isabet ederse kendisine iki ücret (sevap) verilir. Eğer içtihad eder ve hata edese ona bir ücret vardır." [Buhârî, İ'tisâm 21; Müslim, Akdiye 15, (1716); Ebu Dâvud, Akdiye 2, (3574); Tirmizî, Ahkâm 2, (1326); Nesâî, Kazâ 3, (8, 224).)



      Allah'a emanet olun.

      Sil
  41. yalanın telafisi nasıldır?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      Yalanın telafisi tövbe-istiğfar edip dosdoğru olmaktır.

      Varsa kul hakkı da ayrıca ödenmelidir. Bir kişi yalanınızdan dolayı zarar görmüşse burada kul hakkı vardır. Kul hakkına girdiğiniz kişiye hakkını ödemeniz mümkün değilse onun adına hayır yapıp o şahsın günahlarının affı için Allah'a samimi dua etmek gerekir. Ta ki kalbiniz bu konuda mutmain olana kadar. Yalanla bir kimsenin 100 liralık kul hakkına girmişseniz ve o kişiyi de bulup hakkını vermeniz helalleşmeniz mümkün değilse bu durumda 100 lirayı sadaka verirsiniz, yalana da tövbe edersiniz ve bir daha işlemezsiniz. Verdiğiniz sadakadan da kendinize bir sevap gelmesini beklemezsiniz, çünkü gelecek sevap hakkını yediğiniz kişiye aittir. Ancak Allah Gafurdur, Rahimdir, size sonsuz hazinelerinden, fazlından ve kereminden sevap verebilir. Zira Kuran'da tövbe edip salih ameller işleyenlerin önceki günahlarının silinmekle kalmayıp bir de sevaba çevrileceği müjdelenmektedir. Daha önce işlediğiniz yalan günahından da istiğfar ederek Allah'dan bağışlaması için niyaz eder, merhametlilerin en merhametlisine içten-samimane yalvarırsınız.

      Kul hakkını ödedikten sonra yalanın telafisi bir daha yalan söylememektir.

      Yalan konusu geniş bir konudur. aşağıdaki linklere de göz atabilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/2174/yalan.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/928/yalan-soylemek-haramdir-ancak-zor-durumda-kaldigimizda-ne-yapmaliyiz-yalan-soylemenin-haram-olmadigi-yerer-var-midir-savasta-yalan-soylemek-aladatmak-olmaz-mi.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/207396/%E2%80%9Csenin-dogru-soyledigine-inanan-bir-adama-yalan-soylemen-en-buyuk-hainliktir%E2%80%9D-anlaminda-bir-hadis-var-mi.html


      Allah'a emanet olun.

      Sil
  42. Selamun aleykum. Pazar gunu kpss nin ikinci ayagi olan cok onemli bir sinawa girecegim baska sehirde. sinaw gunu oryc tutmamamda bir sakinca var mi bunu kaza edebilir miyim? ya da yoldayken tutmali miyim( iki sehrin arasi 140km)hayrli ramazanlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelam,

      --------------

      Değerli kardeşimiz;

      Yolculuk halinde bulunan kimsenin iftar etmesi, yani oruç tutmaması mubahtır. Ancak oruca niyet edip sabahladıktan sonra sefere çıkacak olursa, o takdirde o günün orucunu tutması gerekir. Bu, oruç yemesini mubah kılan bir sebep sayılmaz. Ancak ikinci ve müteakip günler yolculuğu devam ederse, o takdirde oruç tutmayabilir.

      Bu bakımdan fukaha şöyle demiştir : Oruçlu olarak sabahlayan kimse o gün sefere çıksa bile, bu orucu yemesini mubah kılan bir özür sayılmaz. Şayet orucunu bozacak olursa, kendisine sadece kazası gerekir. (El-Muhit - Serahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.) (Bkz. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, 2/233-234.)

      ----------------
      Kaynak : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/5856/sefere-cikan-kisi-o-gun-orucunu-bozabilir-mi.html

      Değerli kardeşimiz,

      Anladığımız kadarıyla sınava girme amacıyla gidiyorsunuz, sınavdan sonra asli ikametgahınıza döneceksiniz ve mesafe de 140 km. Bu durumda seferi olursunuz. Orucunuzu dilerseniz tutarsınız, dilerseniz seferi olduğunuzda tutmaz, daha sonra 1 gün oruç tutarsınız.

      Asrı Saadette Ramazan ayında seferler olmuştur, bu seferlerde bazı mücahitler oruç tutmuş, bazıları ise oruç tutmayıp daha sonra tutmadıkları oruçların yerine oruçlarını tutmuşlardır. Bu mücahitlerden Allah'ın verdiği ruhsat ile oruç tutmayıp islama daha fazla hizmet edenler oruç tutup gölgeliklerde dinlenenlerden daha faydalı olmuşlar, seferde dine daha fazla hizmet etmişlerdir.

      Sizin de niyetiniz iyi-hayırlı bir işe yerleşip islama hizmet etmek ise, ki ben böyle olduğunu düşünüyorum, seferi olduğunuz için Allah'ın verdiği ruhsat ile orucunuzu tutmayıp sınavınıza daha dinç girebilirsiniz. Eğer o sınavı dünyalık için istiyorsanız, ki ben böyle olmadığını düşünüyorum, o halde oruç tutmanız daha hayırlı olacaktır. Çünkü Allah rızası için oruçlu geçirdiğiniz 1 dakika bu dünyanın fani makam mevki rütbe ve zenginlikleriyle kıyas bile edilemez, oruç çok daha yüce ve değerlidir.Ancak Allah azze ve celle seferi kullarına rahmet etmiş, ruhsat vermiştir. Bu ruhsatı kullanmanızda hiçbir sakınca yoktur. Ve Allah'ın verdiği ruhsatları da gerektikçe kullanmak güzeldir. Nitekim efendimizin sünneti de bu yöndedir. Örneğin seferi iken namazı kısaltmayabilecekleri rahat durumlarda dahi Allah'ın sadakası olan ruhsatı kullanarak kısaltmışlardır.

      Allah muvaffak etsin, vatanına milletine ümmetine faydalı işlerde sizleri istihdam etsin, sizleri hayırlı ve bereketli işlere vesile eylesin. Amin.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    2. Allah razi olsun hocam

      Sil
  43. Hocam ben 23yasinda bekar bir bayanim ergenlige girdigimden beri goguslerim hic cikmadi.İc camasiri kullanmadigmda cok rahatsiz oluyorum.Yakin cevremdeki insanlar dalga geciyor.Ben de kendime hic guvenmiyorum oz guvenim kalmadi bayan gibi hissetmiyorum.Psikolojim bozuluyor evlenmeye cekiniyorum. Estetik ameliyati olup makul bir sekilde goruntusunu degistirmem gunah midir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müstehcenlik sınırlarında dolaşan, mahremiyet sınırlarında dolaşan soruları umuma açık yer ve platformlarda sormaktan kaçınalım. Bizim niyetimiz saf olabilir ama başka saf niyetleri bulandırmaya kapı aramamalı.

      Diyanet İşlerinin 190 numaralı alo fetva hattını çalışma saatleri içinde ararsanız Bayan Fetva kısmı mevcut. Burada durumunuzu rahatça anlatıp sorunuzu sorabilirsiniz.

      Sorunuzun yazılı cevabı ise aşağıda verilen linkteki makaledir.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/161/estetik-ameliyati-yaptirmak-gunah-midir.html

      (linki seçip sağ tıklayın, kopyala deyin, saha sonra adres çubuğuna gelin, burayı temizleyin, sağ tıklayıp yapıştır seçeneğini seçiniz ve entera basınız.)

      Allah çevrenizdeki insanlara merhamet, size de ferahlık ve huzur versin.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  44. kusura bakmayin hocam dusunemedim kotu niyetle yaklasmak degil niyetim allah razi olsn

    YanıtlaSil
  45. Hormon bozukluğu olan bir kadın, adet olup olmadığını bilemiyorsa, her gün gelen bir lekeyle oruç tutup namaz kılabilir mi? Kural nedir? Genelde ilmihallerde 3 günden az ve 10 gunden fazla deniliyor. Ama hafif bir leke ve her gün olan icin bir cevap yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://www.sorularlaislamiyet.com/article/1105/istihaza.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4218/hayiz-ve-istihaze-hakkinda-bigi-verir-misiniz-hayizin-suresi-ne-kadardir-adet-gunlerinde-degisiklik-olabilir-mi.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/885/hayiz.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/7366/adet-gorme-hayiz.html

      Yukarıdaki linklerde yeterli bilgi mevcut.

      Bu konuda kısaca şunları nakledelim:

      Kadının buluğa ermesine vesile olan kana hayız kanı denir. Hayızın en azı üç gün üç gece, en çoğu on gün on gecedir. Üç günden az gelen kan ile on günden fazla gelen kan istihaze kanıdır. Hamile kadından gelen kan da istihaze kanıdır.

      Kadının adeti içinde sırf beyaz bir kan gelinceye kadar görmüş olduğu muhtelif renklerdeki kanlar hayız kanıdır. Hayız müddeti içerisinde kanın kesilmesi suretiyle araya giren temizlik devresi hayızdan sayılır.

      Hayızlı kadından namaz borcu tamamen düşer, oruç tutması ise haramdır.Yalnız orucunu sonra kaza eder. İstihaze kanı ise oruç tutmaya, namaza mani değildir.

      İstihaze hastalık sebebiyle kadından gelen kandır.

      Kendisinden istihaze kanı gelen kadın, hastalık sebebiyle devamlı idrarını tutamayan,hastalık sebebiyle devamlı yellenen, sürekli burnu kanayan, yarasının akıntısı kesilmeyen kimseler gibi hareket eder: her namaz vakti için abdest alır ve onunla, abdesti bozan başka bir şey olmadıkça diledikleri namazı kılabilirler. (Bu kimseler "özür sahipleri" olarak da adlandırılırlar)

      Kadından on günden fazla kan gelince kadının belli bir hayız müddeti varsa bu müddeti aşan kan istihaze kanı olur. İstihazeli olarak buluğa erip kanı kesilmeyen kadının hayzı her aydan on gün olarak takdir edilir. Geriye kalan 20 gün de istihaze kanı olur.

      (Kaynak: El-İhtiya, Hayz Bahsi)


      İlave bilgi:

      Hayız müddeti içinde gelen kan tamamiyle kesilmedikçe, adet son bulmuş olmaz. Bu kan, siyah, kırmızı, yeşilimtrak veya sarı olabileceği gibi bulanık ve toprak rengi de olabilir. Adetini tamamlamış olan bir kadından gelecek akıntı bembeyaz bir renkte bulunur.

      Hayız ve nifas müddetleri dışında, rahimden akan kana istihaze yani, hastalık kanı denir. İstihaze kanı, hayız ve nifas kanından farklıdır. Bu kan, damardan geldiği için, ince ve kokusuzdur. Tıpkı burundan vesaire âzalardan akan kan gibidir. Bir özür ve hastalık kanıdır.

      İstihaze kanı, ne oruca, ne de namaza engel değildir. Cinsî münasebete de mâni olmaz. Ancak istihaze hâlindeki kadınlar, özürlü hükmünde bulunurlar. Özürlülerin tâbi olduğu hükümlere uygun olarak ibadetlerini yaparlar. Bundan El-İhtiyar'dan aldığımız yukarıdaki metinde de bahsetmiştik.

      İlave bilginin kaynağı : http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4218/hayiz-ve-istihaze-hakkinda-bigi-verir-misiniz-hayizin-suresi-ne-kadardir-adet-gunlerinde-degisiklik-olabilir-mi.html

      Fıkıhta insanların ihtiyaç duyduğu en ufak bir konuda dahi cevapsız mesele elhamdülillah yoktur. Allah dinini tamamlamıştır. Yeterki araştıralım, içimizden ilim sahiplerine soralım.
      Bu konularda din görevlilerine müracaat edebilirsiniz. Camilerimizde ve kuran kurslarımızda elhamdülillah bizleri günlük meselelerimizde aydınlatacak ilmi bilgiye sahip hocalarımız mevcut. Ayrıca Diyanetin Alo Fetva Hattı 190'ı da arayarak bilgi alabilirsiniz. Örneğin bizim şehrimizden arandığında Bay Fetva-Bayan Fetva seçme imkanı da mevcut.

      Başta verdiğim linklerdeki yazıları dikkatlice okumakta fayda var. Yukarıda kısaca bu konuda bazı bilgileri aktardık. Linklerdeki yazılarda konu detaylıca ele alınmaktadır.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  46. selamun aleyküm. ben internetten bir şeyler araştırırken başka videolar geldi. birkaç insanı ben sanatçıyım diye kandırıp dalga geçiyorlar, sanatçı hayranlarıyla dalga geçiyorlar. . çoğunu izledim ve dalga geçtim . kul hakkına girer miyim? bugün biri beni arayarak işletti . ve dün izlediklerime söylediklerimi bana söyledi . kul hakkını ödemiş olur muyum? (karşılığı bana yapılınca)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümEsSelam.

      Kul hakkını ancak kul affeder.

      Dinleyen, hakkında konuşulan kişiyi tanımıyorsa gıybet olmaz.

      Terazi çok hassastır, neyin tam olarak neye kefaret olacağını ancak Alim olan Allah ve O'nun izin verdikleri kulları bilebilir. Haysiyet ve onur söz konusu olduğunda, bunlar soyut kavramlar olduğundan, ne kadar kul hakkına girildiğini ancak Allah bilir. Çünkü kalplerde olanı hakkıyla bilen yalnız Allah'tır.


      -----------------------***********----------------

      İslâm toplumu bir bütündür. İslâm'da her ferdin haysiyet ve şerefinin dokunulmazlığı vardır. Ferdin manevî hayatının temelini oluşturan ırz, şeref, haysiyet, namus duyguları lekelenemez. İnsan haysiyetini lekeleyecek olan kötü hareketlerin başında alay etmek gelir. İslâm, insan hak ve hürriyetini, insan haysiyet ve şerefini koruma esası üzerinde durur; bu sebeple, müslümanların duygu ve düşüncelerini Kur'an-ı Kerîm vasıtasıyla garanti altına alır: "Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar; belki onlar kendilerinden daha hayırlıdırlar. Hem birbirinizi ayıplamayın ve kötü lâkablarla atışmayın. İmandan sonra fâsıklıkla adlanmak ne kötü isimdir!. Kim de tövbe etmezse, iste onlar zalimlerin ta kendileridir. " (el-Hucurât, 49/11)

      İslâm, kardeşlik bağlarını korumak için alay etmeyi kesinlikle yasaklamıştır. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir müminin, insanları alaya alması, eğlence ve nükte konusu yapması caiz değildir. Her ne şekilde olursa olsun, başkalarıyla eğlenmek, onu kötü ve sevmeyeceği lâkablarla çağırmak ahlâk bakımından da çok kötü bir şeydir. Çünkü bu hareket, insanın kolayca unutamayacağı ızdırap veren bir yaradır.

      Toplum hayatındaki ilişkiler samimiyet üzerine kurulur. Bu samimiyetin derecesini ölçen alet de kalptir. Hz. Peygamber: (s.a.s.) "Allah sizin şeklinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat kalplerinize bakar." (Müslim, Birr, 32) buyurmuştur. İnsanlar, daima dış görünüşe vakıftırlar iç alem bilinmez. Allah katında tartılacak olan dış görünüş değil, kalplerin takvâsıdır. İnsanın ilmi ise bunu bilmeye ve anlamaya yeterli değildir. Bu sebeple bir kimse önüne geleni horlayamaz, nazargâh-ı ilâhî olan kalbi alaya alarak kıramaz.

      Alay edenleri Kur'an-l Kerîm kınamaktadır: "Vay haline! Diliyle çekiştirip, yüzünden de alay eden kimsenin." (Hümeze, 104/1) .

      Kaynak : İslam Ans.

      -------------------****************-----------------


      Kul hakkından kurtulmak için, hak sâhiplerinin hakkı ödenir, helâllaşılır, ona iyilik ve duâ edilir. Hak sâhibi ölmüş ise, çocuklarına, vârislerine haklar verilip ödenir. Vârisleri bilinmiyorsa, o mikdâr para fakirlere sadaka verilip sevâbı hak sâhibine niyet edilir.

      Bir gün, Resûlullah efendimiz Eshâbına buyurdu ki: “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” Eshâb-ı kirâm da: “Bizim bildiğimiz müflis, parası, malı olmayan kimsedir” dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; “Ümmetimden müflis şu kimsedir ki, kıyâmet günü namazları ile, oruçları ile ve zekâtları ile gelir. Fakat, kimisine sövmüştür, kiminin malını almıştır. Kiminin kanını akıtmıştır. Kimini dövmüştür. Hepsine bunun sevaplarından verilir. Haklarını ödemeden önce sevapları biterse, hak sâhiblerinin günâhları alınarak buna yüklenir. Sonra Cehennem’e atılır” buyurdu.

      İmâm-ı Rabbânî buyurdu ki: “Bir kimse, peygamberin ameli gibi amel işlese; fakat üzerinde çok az kul borcu olsa, bunu ödemedikçe Cennet’e giremez.”

      ---------------------**********-----------------

      Ayrıca aşağıdaki linkte konuyla ilgili bir makaleyi de okuabilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15807/giybet-ettigim-kisiye-hakkini-helal-et-dedim-kotu-konustuysan-etmem-dedi-bu-durumda-nasil-helallik-alabilirim.html

      Sil
    2. Allah razı olsun. Bundan sonra İnşallah yapmamaya gayret edeceğim

      Sil
    3. Allah yardımcımız olsun, Allah gayretimizi ve dirayetimizi arttırsın. Allah'a emanet olun.

      Sil
  47. namazda 2 den fazla secde etmek doğru mudur?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Namazdan olmayan fazla hareketler, namazı bozar; fakat unutarak rükû ve secdeleri çok yapmak ya da secdeyi eksik yapmak namazı bozmaz, secde-i sehv gerekir. Ancak dikkat ediniz, unutarak yapılırsa sehiv secdesi gerekir. Zaten Sehiv secdesi; “yanılma ve unutma secdesi” demektir. Bilerek namaza fazladan secde eklenmez. Bunu bilerek yapmak, namazda bilerek iki secde yapılacak yerde üç secde yapmak namazı ifsat eder. Zira namaza sünnette öğretilenden ziyade kendiniz bir şey eklemiş olursunuz ki bu durumda kıldığınız namaz ifsat olur,yani bozulur - namaz olmaktan çıkar. Bilerek yapmak doğru değildir, namazı bozar. Unutarak yapılırsa, olabilir, insanlık halidir, bu durumda namaz bozulmaz, sehiv secdesi yapılır.

      Peygamber Efendimiz(s.a.v.) "Kulun, Rabbine en yakın olduğu hal, secdeye varmış olduğu haldir. Artık secdede duayı çokça yapınız" buyurmuşlardır. Secdede duayı arttıranlardan olalım inşaAllah. Secdede "subhaneRabbiyelAla" tesbihini 3-5-7-9-11-... şeklinde tek olmasına dikkat ederek arttırabilirsiniz.

      Aşağıdaki linkte namazda duanın ölçüsü ile ilgili güzel bir makale var. Her duanın da namazda söylenmesi doğru olmayabiliyor. inceleyebilirsiniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/11722/namazda-ve-secde-aninda-duanin-olcusu-nedir-istedigimiz-gibi-dua-edebiliri-miyiz.html

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    2. Birkaç gündür namazımı böyle kılıyordum. Bir de sanki secdeyi yapmamışım hissi geliyor. O yüzden ikiden fazla yapıyordum. Şimdi ne yapmam gerekir? Tekrar mı kılmalıyım?

      Sil
    3. Es-SelamuAleyküm,

      Anladığımız kadarıyla siz kasti olarak namaza secde eklememişsiniz, yanılarak - unutarak 2 den fazla secde yapmışsınız. Böyle durumlarda namaz bozulmaz, sadece sehiv secdesi yapmanız gerekir. Çünkü ortada kasıt ve bilinçli bir hareket yok, unutma ve yanılma var.

      Sehiv secdesi yapmak Hanefilerde vacip, diğer üç hakmezhepte sünnettir.

      "Sehiv secdesi de yapamadık, ne yapacağız?" derseniz, bu durumda namazınızı tekrar kılmanıza yani iade etmenize gerek yoktur. Namazınız olmuştur. Bu durumda namaz tekrar kılınmaz. Çünkü sehiv secdesi farz değildir. Namazın bir farzı terk edilseydi o zaman namazı tekrar kılmak gerekirdi. Ancak sehiv secdesini de bilerek terk etmek doğru değildir, unutma gibi bir durum yoksa sehiv secdelerimiz yapmamız gerekir. Unuttuysak da namazımız olmuştur, bu durumlarda Allah'tan af dileyip bir daha unutmamaya gayret göstermeliyiz. Konsantrasyonumuzu yükseltmeliyiz. Zira sehiv secdesinin vacip olduğunu yukarıda belirtmiştik. Sehiv secdesinin terkinden dolayı Allah'tan af dileyip tevbe etmeyi unutmayalım inşaAllah.

      Aşağıdaki linkte Faruk Beşer Hoca'mız konuyu kısaca açıklıyor.

      http://www.dailymotion.com/video/xat4es_sevih-secdesi-yapilmazsa_people

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    4. eğer bilinerek yapılmışsa ne yapılmalı??

      Sil
    5. Es-SelamuAleyküm,

      Namaz bozulduğundan tövbe-istiğfar edilir ve vakit henüz çıkmamışsa namaz iade edilir vakit çıkmışsa namazın kazası kılınır.

      Selam ve dua ile..

      Sil
  48. kızların Kur'a okuma yarışmasına grmesi doğru mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar

    1. Değerli kardeşimiz;

      Dinleyenler kadın ise caizdir.
      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet

      Sil
    2. http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/217302/kizlarin-kur-okuma-yarismasina-girmesi-dogru-mudur.html

      Sil
  49. Esselamualeykum verahmetullahi veberaketühü hayırlı ramazanlar hocam aklıma takılan bir
    hususta size danışmak istiyorum .Neyse hocam konuya girelim inşallah. Diyelim ki hocam
    bir şahıs var bu şahıs bazı sebeplerden ya da bahanelerden dolayı yatsı namazını saat 00.00'
    dan önce kılamadı (yeni bir gün girdi) merak ettğim şudur ki bu şahıs yatsı namazı için nasıl niyet
    etmelidir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümEsselamuveRahmetullahüveBerekatüh,

      "Bugünkü yatsı namazına" diye niyet edebilirsiniz, bir mahsuru olmaz. Zira şu anda Türkiyede bizim kullandığımız saat ve takvim sistemi İslami takvim sistemi gibi değildir. Örneğin islami takvim sisteminde ay esas alınır, ayın hareketlerine göre zaman belirlenir, bizim şu an ülkemizde yaygın olarak kullanılan takvim sisteminde ise güneş esas alınır, aylar ve yıllar güneşin hareketine göre belirlenir. Dolayısıyla, saatin 00.00'ı geçmesiyle şu anda kullanılan takvime göre bir sonraki güne geçilmesi, islami olarak da yeni bir gün başladığı anlamına gelmez. İslami olarak o günün yatsı namazı vakti; yatsı ezanı ile imsak vakti arasındaki zaman dilimidir. Dolayısıyla "Bugünkü yatsı namazına" şeklinde niyet etmenin hiçbir mahsuru yoktur.

      Bu konuda bir vesvese gelirse "Bu vaktin farzını kılmaya" şekilnde de niyet edebilirsiniz. Bu niyette bugün lafı hiç geçmemektedir.

      Niyet ile ilgili daha geniş bilgie aşağıdaki linklerden de ulaşabilirsiniz.

      Allah'a emanet olun. Hayırlı Ramazanlar..


      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/12338/namaza-nasil-niyet-edilir-ve-arapca-namaz-niyetleri-nasil-yapilir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16285/namaza-niyet-etme-konusunda-gelen-vesvese-hakkinda-bilgi-verir-misiniz-arkadasim-cogu-kez-bu-son-niyet-diyerek-yemin-edip-cogu-kez-ikinci-kez-niyet-getiriyormus-kefareti-var-mi.html

      Sil
  50. selamun aleyküm,okuduğum bir kitapta Hz. Peygamberimiz ile Hz. Meryem cennette evleneceği yazıyor. Bu doğru bir bilgi mi? yoksa rivayetler var mı? Allah razı olsun. Bildiğiniz kadarıyla yardımcı olur musunuz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelamveRahmetullahü,

      Bilgi doğru, bu konuda rivayet var, kıymetli alimlerimizden Mehmet Paksu Hocamız'ın kitabından alıntılanan ve aynı soruya www.sorularlaislamiyet.com sitesinde cevap olarak yayınlanan metni ve linkini istifadenize arz ediyoruz. Allah'a emanet olun.

      ----------------****************--------------------

      Değerli kardeşimiz;

      Sebep ve hikmetler dünyasında yaşıyoruz. Burada her şeyin bir sebebi ve hikmeti vardır. Ama ücret ve kudret yeri olan ebedî âlemin kendine has yönleri vardır. Buradaki ölçüler oraya uymadığı gibi, buradaki şartlar ve esaslar da o âleme benzemez.

      Bunun için o âlemi kendi ölçüleri içinde mütalaa etmek lazım. Ancak ebedî âlem hakkında tam bir bilgiye sahip olmamız mümkün değildir. Ancak bazı âyet ve hadislerde bu meseleye esas teşkil edecek işaretler vardır. Biz de bu işaretlerin gösterdiği nisbette biliyoruz.

      Sizin sözünü ettiğiniz meseleyi İbni Mâce’nin Zühd babında rivayet edilen bir hadis-i şeriften öğreniyoruz. Peygamber Efendimiz (a.s.m) şöyle buyuruyor:

      “Allah Azze ve Celle sizden cennete dahil ettiği her mü’mine yetmiş iki hanım verir. Bunların ikisi hurilerden ve yetmişi cehennemlik olanların cennetlik hanımlarındandır.”(İbni Mâce, Zühd: 39)

      Hadis âlimi Hişam bin Hâlid, bu hadisin izahında şöyle der:

      “Bazı erkekler ebedî olarak cehenneme girerler. Cennet ehli olan erkekler cehenneme girenlerin hanımlarını alacaklardır.”

      Meselâ, Firavun’un hanımı Hz. Âsiye gibi. Hz. Âsiye’nin durumunu da yine bir başka hadisten öğreniyoruz:

      “Allah, İmran kızı Meryem’i, Firavun’un hanımı Âsiye’yi ve Musa’nın kızkardeşi Gülsüm’ü cennette bana zevce olarak vermeyi hükmeyledi.”(İbni Mâce Tercümesi, X/649)

      Bu hadis-i şeriflerden anlaşıldığı üzere, cehennemlik erkeklerin cennetlik hanımlarını Cenab-ı Hak mü’min erkeklere verecek. Cennetin şartları kendine göre olacağı için orada kıskançlık, haset ve benzeri duygular olmayacaktır.

      Hiç evlenmeden vefat eden hanımlar için de aynı hususlar geçerli olsa gerekir.

      (Mehmed Paksu, Aileye Özel Fetvalar)
      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet

      -----------------***************-----------------

      Yukarıdaki yazının linki :

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/11143/hz-meryem-in-cennette-peygamber-efendimiz-sav-ile-evlenecegi-dogru-mu.html

      Sil
  51. Fatiha suresinden sonra Amin demek gerekir mi?namazda

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6550/fatiha-dan-sonra-amin-demek.html

      adresinden alıntıladığımız cevabı aşağıda istifadenize arz ediyoruz. Allah'a emnaet olun..

      ---------------------**************--------------------

      Değerli kardeşimiz;
      Hz. Peygamber (s.a.s.), namaz'da Fatiha Suresi'nin okunması bittikten sonra "âmin" denmesini özellikle emretmiştir.

      Şöyle ki: "İmam, Fatiha'yı tamamlayıp âmin dedikten sonra siz de ."âmin" deyiniz. Kimin bu sırada "âmin" demesi meleklerin o anda "âmin" deyişi ile aynı ana rastlarsa geçmiş günahları affolunur. " (Müslim, K. Salat, 72; Ebû Dâvud, Salat, 167-168; Tirmizî, Mevâkîttü's-Salat, 116).

      Bu hadislere göre namaz'da Fatiha'dan sonra "âmin" demek sünnettir. İmam-ı A'zam'a göre "âmin" gerek imam ve gerekse cemaat tarafından hafiyyen (sessizce); imam-ı Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel'e göre açık ve imamla birlikte söylenmesi sünnettir. (Sünen-i Ebû Dâvud Tercüme ve Şerhi, İstanbul 1988, III, 470-474).

      Ahmed AĞIRAKÇA
      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet

      Sil
  52. erkek ile bayanın tokalşmasını doğru olmadığını biliorum.tolaşma ile ilgili bir sitede ayet ve hadisler yazılarak(hadis ve ayetler doğru) altına bu düşünceyi anlamak güç yazılmış. ne yapmam gerekir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16554/kadinlarla-tokalasmak-caiz-midir-peygamberimiz-biat-alirken-kadinlarin-elini-tutmus-mudur-ayrica-hz-omer-in-efendimiz-adina-kadinlarla-tokalasarak-kadinlardan-biat-aldigi-bildiriliyor.html


      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13673/yabanci-bir-kizla-tokalasmak-karsi-cinslerin-tokalasmasi-caiz-midir.html

      Sil
  53. kadın evlenmeden önce tacize uğradığını eşine söylemeli midir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konu kişilere ve durumlara göre farklılık arz eder.

      Siz ailenizin aklıselim, dinini kitabını bilen, ilim sahibi, adil ve muhakemesi kuvvetli büyüklerine danışın ve onların görüşleri doğrultusunda hareket edin.

      Evliliğin temelleri sağlam atılmalıdır, baştan sağlam kurulmalıdır, bunun için de ne gerekiyorsa o yapılmalı. Ne gerektiği ise kişilere ve olaylara göre değişir, bu nedenle kesinlikle aile büyüklerinin rehberliğine başvurunuz. Büyüklerin önderliği ve rehberliğinde ince düşünüp sağlam bir karar verilmeli ve bu karar uygulanmalı.

      Diyanet İşleri Başkanlığı Alo Fetva Hattı 190'ı arayarak da durumunuzu özel olarak (bayan hocalara da) anlatabilirsiniz.

      Sil
  54. benim akrabambana iftira attı. bençok küçüktüm 2 ye falan gidiyodum. şimdi büyüdümama ileride evleneceğimeşeimesöylerse neyapmalıyım? daha doğrusu ben söylemiştim . iftiraya dönüştü. küçük olduğumiçin insanlarınilgisini çekmek istiyodum. yani benimyüzümden olmuş oldu. ne bileyim böyle olacağını?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu konu kişilere ve durumlara göre farklılık arz eder.

      Siz ailenizin aklıselim, dinini kitabını bilen, ilim sahibi, adil ve muhakemesi kuvvetli büyüklerine danışın ve onların görüşleri doğrultusunda hareket edin.

      Evliliğin temelleri sağlam atılmalıdır, baştan sağlam kurulmalıdır, bunun için de ne gerekiyorsa o yapılmalı. Ne gerektiği ise kişilere ve olaylara göre değişir, bu nedenle kesinlikle aile büyüklerinin rehberliğine başvurunuz. Büyüklerin önderliği ve rehberliğinde ince düşünüp sağlam bir karar verilmeli ve bu karar uygulanmalı.

      Diyanet İşleri Başkanlığı Alo Fetva Hattı 190'ı arayarak da durumunuzu özel olarak (bayan hocalara da) anlatabilirsiniz.

      Sil
  55. Hristiyanlık, yahudilik diye dinler var mı? yoksa insanlar bu isimleri kendilerimi uydurdu? yani demek istedğim bütün peygamberler Hakk' ı savundular ve isimleri farklı olsa da hanif dini.. vs gibi hepsi iman edenlerdi. Yahudilerin peygamberi, hristiyanların peygamberi demek doğru mu??
    İnşaAllah sorum anlaşılmıştır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,


      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12780/hristiyanlik-ve-yahudilik-tabirleri-ne-zaman-ortaya-cikmistir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/m/index.php?oku=10858


      Yukarıdaki iki linkteki makaleleri okuyabilirsiniz.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    2. Allah razı olsun. Çok sağolun

      Sil
    3. Sizden de Allah razı olsun, Allah'a emanet olun.

      Sil
  56. Hristiyan peygamberi, yahudi peygamberi diye bir şey var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hristiyanlık, yahudilik diye dinler var mı? yoksa insanlar bu isimleri kendilerimi uydurdu? yani demek istedğim bütün peygamberler Hakk' ı savundular ve isimleri farklı olsa da hanif dini.. vs gibi hepsi iman edenlerdi. Yahudilerin peygamberi, hristiyanların peygamberi demek doğru mu??
      İnşaAllah sorum anlaşılmıştır.

      Sil
    2. EsSelamuAleyküm,


      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/12780/hristiyanlik-ve-yahudilik-tabirleri-ne-zaman-ortaya-cikmistir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/m/index.php?oku=10858


      Yukarıdaki iki linkteki makaleleri okuyabilirsiniz.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  57. herkeste nefret ediyor ve kötü davranıyorum. Bir an da böyle oldum. Ne yapmalıyım? ne dua okumalıyım ki merhamet sahibi olayım?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      'Ya Rahman' esmasını anlamını da tefekkür ederek çokça zikretmeniz inşaAllah kalbinizi yumuşatır.

      Bir sayı isterseniz günde 100 defa hakkıyla, yani anlamını güzelce tefekkür ederek zikredebilirsiniz. Allah, kendisini çokça zikredenleri sever. O yüzden namazla ve Kuranla meşguliyetimizi de elimizden geldiğince arttırmalıyız.

      Bunun yanında kendimizi ibadetlerimizde kusur olup olmadığı noktasında kontrol etmemizde de fayda var. Acaba namazımız mı eksik, acaba Kuranımızı mı az okuyoruz, acaba mescitlere devam etmiyormuyuz, acaba Allah yolunda yeterince gayret göstermiyor muyuz, acaba harcamalarımızda israfa mı kaçıyoruz, acaba gözlerimizi yeterince muhafaza edemiyormuyuz, acaba gıybet mi dinliyoruz, acaba etrafımıza yeterince emribilmarufnehyianilmünker yapamıyormuyuz, bunlardan dolayı mı bu hal başımıza geldi, bunun da vicdani muhasebesini yapmakta fayda var. Eğer kendimizde bir eksik, noksan, kusur bulursak bunu düzeltmeye gayret etmeliyiz. Gayret bizden tevfik Allah'tandır.

      Allah kullarına çok merhametli olandır. Şu dünya üzerindeki mahlukatın nasıl da Allah tarafından rızıklandırıldıklarına bakın, tefekkür edin, Allah'ın merhametini görürsünüz. Ağaçlara güneşi, suyu oksijeni, balıklara yosunu, insanlara bitkileri ve hayvanları rızık olan veren Allah'ın rahmeti sonsuzdur. O halde Rahmeti Sonsuz Allah'ı ilimde derinleşerek daha fazla tanımaya çalışmak da kişideki merhameti arttırır.

      Allah'ın sünneti merhametli davranmaktır. Habibinin sünneti de merhametli davranmaktır. Marifetullah(Allah'ı tanımak, bilmek) merhameti arttıracağı gibi Resulullah'ı da daha yakından tanımak kişideki merhameti arttırır. O beşerin en merhametlisiydi. Siyer-i Nebi'yi(Peygamber Efendimiz s.a.v'in mübarek hayatı) okuyunuz, orada merhameti bulacaksınız. Muhakkak, Siyer-i Nebi'den varsa bir nasibiniz, varsa bir hisseniz alırsınız. Allah cümlemizin istifadesini arttırsın.

      İnsanın yaşı ilerledikçe, hele hele bir de çoluk çocuk sahibi oldukça kalbindeki merhamet duygusu artar. Bir insanın çocuğunun kim olacağını, nasıl olacağını o insan seçmez-seçemez. Allah vergisidir. Kötü davrandığınız kişi sizin çok sevdiğiniz, üzerine titrediğiniz, bimbir emekle büyüttüğünüz, yemeyip yedirdiğiniz, içmeyip içirdiğiniz, gerekirse canınızdan geçebileceğiniz evladınız olarak Allah tarafından halkedilebilirdi. Allah dileseydi o kişiyi sizin evladınız yapardı. O zaman da kötü davranabilecek miydiniz. Hayır. O halde her insana evladınıza gösterdiğiniz müsamaha, merhamet ve şevkat ile yaklaşmaya çalışmak gerekir. Elbette bu herkes için herzaman mümkün olmayabilir. Ancak bu bir ufuktur. Şiar edinilirse kişiye kaybettirmez, kazandırır. Büyüklerin hayatına bakarsanız bu merhametin onların kalbinde olduğunu müşahede edebilirsiniz.

      Kişi bazen başına gelen çeşitli sıkıntı ve musibetlerden bizar olarak etrafına kötü davranmaya başlayabilir, örneğin evlilik çağına geldiği ve evlenmek istediği halde henüz uygun bir aday bulamadığından evlenemeyen bir genç bu durumdan bizar olabilir. Bu nedenle etrafına kötü davranabilir. Bu durumlarda Allah'a yönelmeli, hayrın da musibetinde Allha'ın izniyle kendisine uğradığını bilmeli ve tefekküretmeli, sabretmelidir. Bu dünyaya sadece zevk ve sefa için gelmedik, sadece cefa için de gelmedik, bu dünyaya Allah tarafından hayırla da şerle de imtihan edilmek üzere gönderildik. Hiçbir musibet yoktur ki Allah'ın izni olmadan kula uğramasın. Allah çekilen ızdıraba mukabil ya mü'minin günahını temizler, ya da cennetteki derecesini yükselterek çok daha fazla nimete kavuşmasını sağlar.

      Allah muhabbetimizi, merhametimizi, marifetullahımızı ve ilmimizi arttırsın. Amin.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    2. "Rahman" sözcüğü "merhameti bol olan" anlamına gelmektedir.

      Ayrıca Rahman Suresi hakkında bilgi almak için aşağıdaki linkten istifade edebiliriz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/153660/rahman-suresinin-nuzulu-indirilisi-hakkinda-bilgi-verir-misiniz.html

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    3. teşekkür ederim size. Bir de şunu öğrenmek istyorum anne babaya merhamet hakkında.

      Sil
    4. Anne babamı kırmak onları üzmek istemiyorum. Ama üzüyoum. Çok kötü hissediyorum. Anne babaya nasıl merhamet edilir? Kalplarini kırmamk için ne yapmalıyım? Annem ve babam da iyi birer müslümanlar. Ama ben iyi evlat olamıyorum. Durduk yere içime in geliyor . Asıl sorum buydu. Bundan dolayı öyle oldum

      Sil
    5. kin dediğim nefret gibi. onları üz falan diyor. Ama üzmek istemiyorum. Anne babama sevgimi azaltıyor bu da. sürekli hatalarını arar oldum. Şeytanın vesvesesinden nasıl kurtulabilirim. ???

      Sil
    6. EsSelamuAleyküm,

      Vesveseden kurtulma konusunda aşağıdaki linkten istifade edebilirsiniz. Çok sayıda ilmi makale aşağıdaki linkte mevcuttur.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/metafizik/vesvese

      Dua mü'minin vesveseye karşı silahıdır. Yukarıdaki linkin ziyadesiyle faydalı oalcağını düşünüyorum.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  58. Esselamu aleykum verahmetullah hocam size inşallah iki sorum olacaktı...
    1.Kadınlara erkek, erkeklere kadın sesi haramdır ancak şöyle bir durum var ki sıkışıp kaldım:
    Birçok kişi ilahi dinliyor yani burada merak ettiğim karşıt cinsler birbirlerinin ilahilerini dinleyebilir
    mi? Bu konuda uyardığım biri bana şu tarzda cevap verdi: "Söyleyen için değil ilahi için dinliyorum."
    2.Hocam bu sorum belki biraz saçma olacak ancak kafamı iyice kurcaladı.Neredeyse birçok
    zaman, gerçekleşmesini istediğimiz şeyler için "İnşallah" kelimesini kullanıyoruz.Sorum Şudur ki:
    Acaba bir şeyi Allah'tan doğruca isterken "İnşallah demek doğru mu?
    (Doğruca=Allah'ım inşallah beni yanlış yola saptırma.)

    Doğruca derken ne demek istediğimi parentez içerisinde bir örnekle belirtmeye çalıştım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelamveRahmetullahüveBerekatüh,

      Degerli kardesimiz,

      Sorunuzda kadinlara erkek, erkeklere kadin sesi haramdir demissiniz ancak bu ifadenizin eksik yönü var ve yanlis anlamalara mahal verebilir. Kadinlara erkek erkeklere de kadin sesi helaldir; ancak isveli, ümit verici, nameli, farkli sehvani duygulari uyandirici sekilde konusmalari müstesna, bunlar haramdir, onun haricinde alisveris ya da sahitlik gibi zorunlu hallerdeki düz-sehvet uyandirmadan-yüksek olmayan sesle yapilan konusmalar helaldir. Bu konuda islam alimlerinin ittifaki vardir. Asagidaki linklerde konuyu daha detayli inceleyebilirsiniz.

      "Kadinin söyledigi ilahiyi erkek dinleyebilir mi?" sorusunun cevabi ise söyledir: "Siir ve ilahide ses incelip kalinlastigi, nagmeli oldugu ve cazip bir mahiyete büründügü için yabanci erkeklerin duyacagi sekilde söylemek dogru degildir. Hanimlarin sesli olarak zikretmeleri de sayet yabanci erkekler duyacaksa, yine ayni kategoriye girmekte ve bir takim yanlis duygularin uyanmasina sebebiyet vereceginden ezanda oldugu gibi müsaade edilmemektedir. Ancak kendi aralarinda sesli olarak Kur’an okumalarinda ilahi söylemelerinde ve zikretmelerinde mahzur olmaz.

      Prof.Dr.Faruk Beser Hocamiz bu konuyu su sekilde açiklar: “Kadin her seyiyle oldugu gibi sesiyle de çekici, büyüleyici ve tahrik edicidir ve aslinda bu onun çirkin oldugunu degil, güzel oldugunu gösterir. Birer nimet demek olan çekici yönlerini, bu arada sesini fitneye sebep olmak ve tahrik etmek için kullanirsa, yani konusmasini kirila döküle ve kadinsi biçimde yaparsa, ya da nagmeli sözlerle normal konusurken zaten tahrik edici olan sesini daha da etkileyici hale getirirse, sesi avret oldugundan degil de, fitneye sebep olacagindan haram olur. Vakarli ve karsisindakine ümit kestirici edayla konusursa haram olmaz."

      Konu ile ilgili asagidaki üç linkte oldukça aydinlatici ilmi bilgiler ve hükümler mevcuttur.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4034/sarki-soyleyen-kadinin-sesi-haram-midir-kadin-sesi-avret-midir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15712/dinimizin-muzik-dinleme-konusundaki-olcusu-nedir-bazi-ilahi-ve-ezgiler-var-ki-sanki-bazen-dunyevi-bir-muzikmis-gibi.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/15496/calgi-aletleri-kullanmak-ve-sarki-soylemek-caiz-mi.html

      ----****---
      2. sorunuza gelince, "Allah'im inşallah beni yanlış yola saptirma" demek dogru degildir. Bunun yerine dogrusu "Allah'im beni yanlış yola saptırma" dir. Insallah "Allah dilerse" manasina gelir. "Allah'im Allah dilerse beni yanlış yola saptirma" gibi bir ifadeye baktigi için sordugunuz sekilde kullanim dogru degildir. Duada net olunur. Zira Allah'i diledigini yapmaya ya da yapmamaya zorlayacak hiçbirsey yoktur.Bu nedenle dualarda "inşallah" kullanilmaz, dogrudan Allah'a insallah demeden yalvarılır ve kesin olarak istenir. RiyazüsSalihin'den alinan asagidaki hadislerde Efendimiz(s.a.v.) bu konuda da bizlere yol göstermektedir. Elhamdülillah. Daha derin ilmi bilgi için bu hadislerin açiklamalarinin yapildigi ilmi eserlere de müracaat edilebilir. (Bknz. Prof.Dr.Ibrahim Canan ve eserleri)

      1747. Ebû Hüreyre radiyu anh'den rivayet edildigine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem söyle buyurdu:
      "Sizden biriniz dua ederken: Allahim! Dilersen beni bagisla; dilersen bana merhamet et, demesin. Diledigini kesin bir dille istesin. Çünkü Allah'i zorlayan hiçbir kuvvet yoktur."
      Buhârî, Daavât 21, Tevhîd 31; Müslim, Zikr 9. Ayrica bk. Ebû Dâvûd, Vitr 23; Tirmizî, Daavât 77

      Müslim'in bir rivayeti söyledir: "Fakat kesin bir sekilde istesin ve istegini büyük tutsun. Çünkü verecegi hiçbir sey Allah'a büyük gelmez." Müslim, Zikr 8

      1748. Enes radiyu anh'den rivayet edildigine göre Resûlullah sallu aleyhi ve sellem söyle buyurdu: "Sizden biriniz dua ettigi zaman kesin bir ifade ile dilekte bulunsun. Allahim! Dilersen bana ver, demesin. Çünkü Allah'i zorlayan hiçbir güç yoktur." Buhârî, Daavât 21; Müslim, Zikr 7

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    2. Teşekkürler hocam siz de Allah'a emanet olun.

      Sil
  59. merhaba ben bi kaç ay önce namaza başladım ve bi kaç gün öncede arkadaşımla türbeye gittim çok etkilendim ve o gece rüyamda o zatı gördüm sonra rüyamı yorumlaması için bi hocaya anlattım o da daha bilgili birine yorumlatmamı söyledi ve ben o rüyayı gördügüm günden beri aklımdan çıkartamıyorum sürekli içimde vesvese var geceleri korkuyorum beni bu konuda aydınlatır mısısnız hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      Değerli kardeşimiz,

      Kendimizi ilk sorduğunuz hocadan daha bilgili görmesek de sorunuza cevap vermeye çalışalım.

      Görüdüğünüz bu rüya hayırlı bir rüyaya benziyor, Allah mübarek etsin. Bizim bu rüyayı hayra yormaktan başka diyecek bir şeyimiz yok. Maşallah. Allah dostunu görmeyi hayra yorarız. Demekki size kıymet vermiş ki rüyanıza teşrif etmiş.

      Bilhassa namaza yeni başlama durumundan dolayı Allah rahmeti ve merhametiyle sizin ibadette daha da derinleşmeniz adına size bir takım ilahi lütuflarda ihsan ve ikramlarda bulunabilir. Yaşadığınız olaylara bakınız, iç yüzünü ve hikmetlerini tefekkür ediniz, o zaman Rabbimizin bizi nasıl da kuşattığını ve çobanın koyunlarını bereketli otlaklara güttüğü gibi bizi de Rabbimizn cennetine Cemaline ve Rızasına nasıl güttüğünü hayret ve haşyet ile müşahede edebilirsiniz.

      En büyük keramet istikamettir. İstikametimizi korumak adına ilahi lutuf ve ikramlar bizi motive etmeli ve desteklemelidir. Aczimizi ve fakrımızı bir an bile olsa aklımızdan çıkartmamalı, Şeytanın sağımızdan yaklaşarak bu ilahi lütuf ve ikramları bizim başımızı döndürme zihnimizi bulandırma vesilesi yapmasına da asla fırsat vermemeliyiz. "Ben kimim ki, layık olmadığım halde bu lütuf ile ihsan acaba nedendir?" diye düşünmeli, bu lütuf ve ihsanın mukabilinde, bunları vesile ederek ibadetimizi zikrimizi ve tefekkürümüzü arttırmalıyız.

      Vesvese konusunda ise aşağıdaki linkten durumunuza göre istifade edebilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/metafizik/vesvese

      Siz hayırlı bir yoldasınız, hiç korkmanıza gerek yok, siz dosdoğru oldukça doğru olmayanlar sizden korkar, hiç merak etmeyin. Çünkü mü'min sırtını Gücü ve Kudreti Sonsuz Olan Allah'a dayamıştır. Elhamdülillah.

      Namazınızda devamınızı Allahtan niyaz ederim. Zira Efendimiz(s.a.v.) "Namaz dinin direğidir" buyurmuşlardır. Daha önceden kılamadığınız namazlar için de tövbe edip bağışlanma dilemeyi ve kazalarını kılmayı da mümkün olduğunca ertelemeyelim, bu konuda da gayretimizi arttıralım. Gayret gösterdikçe Allah'ın yardımının artarak geleceğine imanımız tamdır.

      Allah'a emanet olunuz. Allah cümlemizin yardımcısı olsun,

      Selam ve Dualarımızla..

      Sil
  60. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  61. EsselamualeykumVerahmetullah hocam şu sıralar internette karşılaştığım bir hadiseden size
    bahsetmek istiyorum.Bazı şahıslar internete videolar koyuyor ve bu videolar bazı firmalar veya
    sanatçılar hakkında garip şeyler anlatıyor.Mesela ********* firması ********** 'nın ve *********** 'nın
    olmadığını savunuyor ve bunun ile ilgili gizliden çalışmalar yapıyormuş.Ayrıca bazı sanatçılar
    ************ 'ya çalışıyormuş ve bunun ile ilgili gizliden çalışmalar yapıyomuş.Veya bazı müzikler
    görünenin dışında ************ ile ilgili mesajlar veriyormuş.Mamafih bu ************ insanların zihinlerini okuyup onları yönlendiriyormuş.Bana bu yazdıklarım biraz saçma geldi ancak yine de
    emin olmak istedim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. VeAleykümselamVeRAhmetullahuVeBerekatüh,

      Değerli kardeşimiz,

      Herşeyden önce soru sorma tarzınız fitneye ve saf dimağları kirletmeye fırsat vermeme adına son derece güzel ve örnek teşkil edecek nitelikte. Gereksiz yerleri, bilhassa gıybet ya da iftiraya kadar gidebilecek durumlardan kaçınmak adına **** işaretleriyle kapatmışsınız, Allah razı olsun.

      Bizler saf ve temiz bir yaşam yaşadığımız için bazen tüm dünyayı da bu şekilde zannedebiliyoruz, farkında olsak da olmasak da. Oysaki insi ve cinni şeytanların insanları Hak Yoldan saptırmak amacıyla öyle sinsi ve akıllara durgunluk verici oyunları vardır ki, maazallah Allah müslümanlara Rahmeti ve Keremiyle yardım etmese muhafaza buyurmasa bu oyunlar karşısında helak olur giderdik. Bunlardan her fırsatta Allah'a sığınmalı, aczimiz ve fakrımızın şuuruyla Rabbimize el açığ yardım dilenmeliyiz. Bilhassa muvazzeneteyn'i yani Nas ve Felak surelerini bol bol okumalı, bunların yanında Ayetel Kürsi ve İhlası da eklemeliyiz. Efendimizin (s.a.v.) sünnetine yapışmak bizleri her türlü şerlerden belalardan insi ve cinni şeytanlardan koruyacaktır.

      Bu bağlamda hangi şeytani fitne ve şer organizasyonunun hangi sanatçı ya da tanınmış kişileri hangi şeytani oyun ve yöntemlerle kandırdıklarını, amaçlarına hizmet eder eder hale getirdiklerini tek tek ve tam olarak bilemesek de, tüm bunların mümkün olabileceğini, imkan ve ihtimal dahilinde olabileceğini görmekteyiz. Bunlar yalnız bugüne mahsus konular değildir, bunlar geçmişte de olmuştur, gelecekte de olacaktır. Dünya durdukça iyi ile kötü mücadelesi devam edecektir, ta ki Fatiha'da Rabbimizin haber verdiği Din Günü gelinceye kadar.

      Sorunuzun sonlarında ise anlayabildiğimiz kadarıyla bilinçaltı mesajlardan bahsediyorsunuz. Bu konunun da doğru olduğunu, insanlara bir takım bilinçaltı mesajların farklı yöntemlerle verilmeye çalışıldığını bugün biliyoruz. Hatta ülkemizde ticari faaliyetlerde bu tür bilinçaltı mesajları yasaklayan kanun dahi vardır. TBMM'de 15 Şubat 2011 tarihinde kabul edilen 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 9.maddesinin 2.fıkrasında "Ticarî iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz." ifadesi geçmektedir.

      Bilinçaltı mesajlar hayır yönünde kullanılabileceği gibi şer yönünde de kullanılabilir. Maalesef bugüne kadar genellikle şer yönde kullanılmış, insanların bilinç altına sistemli ve bilinçli olarak ahlaksızlık ve fuhşiyat pompalanmıştır.

      İlk başta, ilk duyulduğunda kulağa saçma gelebilir, ancak bunların psikoloji ilminde karşılıkları vardır, çeşitli deneylerle de bilinçaltı mesajların insanları bir noktaya kadar etkileyebildiği bildiğimiz kadarıyla bilimsel olarak farklı bilim adamları tarafından ortaya konmuştur.Ancak şu nokta hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır ki, Allah dilemezse, isterse kainattaki tüm insanlar ve cinler ve şeytanlar bir araya gelsin ve tek bir kişiye kötülük dokundurmak istesinler, evet Allah dilemezse tüm bunlar o tek bir kişinin bir kılına dahi en ufak bir zarar veremezler. O halde insi ve cinni şeytanların bu fitne ve şerli oyunlarına karşı Kuranla namazla zikirle oruçla zekatla sadakayla ve mü'minin en büyük silahı olan dua ile Allah'a sığınmalıyız.

      Sorunuzun cevabı aşağıda devam etmektedir.

      Sil
    2. Bu noktada bilhassa çocukların beyinleri üzerinde bir takım şerli çizgi filmlerin negatif etki bırakabilmesi söz konusudur. Ağaç yaşken eğilir mantığıyla günümüzde bilhassa çocuklar hedef alınmakta, onlara ahlaksızlık ve Allah tanımazlığa kadar gidebilecek bir takım şeytanı fikirlerin tohumları ekilmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle çocuklarımızın izledikleri çizgi filmlere dikkat etmeliyiz, bilhassa yabancı menşeili çizgi film kanallarını izletmemeliyiz. Trt Çocuk bu noktada çocuklarımızın şerli yabancı kanalları izlememesi açısından olumlu bir gelişme oldu. Umarım bozulmaz. Devletimiz inşaAllah faydalı ve hayırlı çizgi filmler üretme konusunda daha gayretkeş olur. Bu konuda yapılacak çok iş, mesela neden Efendimizin (s.a.v.), sahabe efendilerimizin (r.a.) ya da geçmiş peygamberlerin hayatları, kıssaları kaliteli ve güzel bir şekilde çizgi film ile çocuklarımıza anlatılmaz, gerçekten anlamak mümkün değil. Bu konuda çevremizde kamuoyu oluşturabilir, Bimer üzerinden devlete yazarak talepte bulunabiliriz.

      Güzel sorunuz için Allah razı olsun, Allah'a emanet olun.

      Selam ve dualarımızla..

      Sil
  62. selamualeykum hocam namazda veya abdest alırken oluşan izler hakkında bi sorum olacaktı abdest alırken elimde bi sıyrık oluştu Peygamber efendimizin (s.a.v) ibadet ederken oluşan izi kastederken ne tür bir izden bahsetmiş yani ufak geçici bi sıyrık bile bu ize dahil olur mu yoksa derin ve kalıcı bi izi mi kast etmiştir ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelam,

      Anladığımız kadarıyla bir hadisten soruyorsunuz ancak hangi hadisten sorduğunuzu anlayamadık. Konu ile ilgili aşağıdaki hadisi biliyoruz, ancak bu hadisteki iz maddi bir yara-bere gibi değil manevi bir iz olan nurdur. Abdest alınca abdest uzuvları nurlanır, ahirette bu nurlar daha ziyade müşahade edilebilecektir.


      1. Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:

      Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i:

      "Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın" buyururken işittim.

      Buhârî, Vudû' 3; Müslim, Tahâret 35



      Allahüteala cümlemizi yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılanlardan eylesin.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    2. Ebu Ümame (r.a)'dan, Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: ''İki damladan ve iki izden daha çok Allah'ın sevdiği bir şey yoktur (iki damlanın ) biri Allah korkusundan dolayı gözyaşı damlası, diğeri ise Allah yolunda akıtılan kan damlasıdır iki izin birisi ise Allah yolunda açılan yara izi, digeri ise Allah'ın farzlarından birisinin bıraktığı izdir'' Hocam burda bahsedilen Allah rızası için abdest alırken açılan ve kaybolan bir yara dahil edilebilir mi benim kafamı karıştırdı çünkü abdest alırkende bir insan Allah yolunda ?

      Sil
    3. "Allah katında iki damla ve iki izden daha sevimli bir şey yoktur.

      İki damla:

      * Allah korkusundan dolayı gözden akan yaş,

      * Allah yolunda dökülen kan damlalarıdır.

      İki iz'e gelince:

      * Allah yolunda alınan yara izleri ile,

      * Allah'ın farzlarının birini îfa ederken husûle gelen eserlerdir."



      Hadis-i şerifin Tirmizi'de geçtiğini gördük.

      Burada ikinci izden kastedilen, secde veya hac seferinin izleri gibi izlerdir. Örneğin bir insanda anlını secdeye sertçe götürüyorsa ve çokça secde ettiği yer sert bir yerse, alnında nasır oluşur, toprağa secde ediyorsa alnı tozlanır, namazdaki oturuşlarda sünnete uygun olarak sağ ayağını dikip sol ayağının üstüne oturuyorsa sağ ayak baş parmağında ya da sol ayağının üstünde deride sertleşme-kızarma vb. izler görülebilir. Bu izler farzı yerine getirirken ve farzı yerine getirmek için yapılan hareketlerden dolayı oluşmuştur.

      Namaz kılmadan önce abdest almak da Allah'ın farzlarındandır. Allah'ın rahmeti geniştir. Geniş bir tevil ile abdest alırken gayri ihtiyari açılan bir yaranın dahi bu izlerden olacağını Rabbimizin fazlı ve kereminden ümit ederiz. Çünkü, Allah'ın Rahmeti, Bereketi, Hazineleri sonsuzdur, Allah'ın bol bol ihsanı Onlardan hiçbirşey eksiltmez. Elhamdülillah.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  63. Esselamualeykumverahmetullah hocam,ara sıra insanlar birbirlerini eleştirirler yani gıybet edilmiş olunur.Ancak yakınlarımdan biri bana eleştirdiğin yani hakkında hoşuna gitmeyecek yorum yaptığın şahsın adını söylemezsen bir şey olmaz demişti.Yinede dediklerine pek inanasım gelmedi ne de olsa eleştiriyi yapan kişi eleştirdiği kişiyi tanıyordu.Bu konuya bir açıklık getirebilir misiniz ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümEsselamveRahmetullaüveBerekatü,

      Değerli kardeşimiz sorunuz hakkında aşağıdaki iki linkte geniş malumat var. Bunlardan ziyadesiyle istifade edebilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/187/giybet-nedir-hangi-konularda-giybet-haram-olmaz.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/5244/giybet-felaketiyle-savas.html

      Allah'a emanet olun. Selam ve dualarımız.

      Sil
  64. selamun aleykum hocam banyoda orgazm olup tekrar gusül alsak sorun yaratırmı..şimdiden ALLAH razı olsun...

    YanıtlaSil
  65. AleykümSelam, Sorun olur, Aşağıdaki linkteki yazıyı dikkatlice okuyunuz.

    http://m.sorularlaislamiyet.com/index.php?oku=184447

    YanıtlaSil
  66. Esselamualeykumverahmetullah
    Hocam acaba sehiv secdesini bir selamla yapmak mı daha uygundur yoksa iki mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelamveRahmetullahuveBerekatüh,

      Değerli kardeşimiz,

      Sorunun cevabı aşağıdaki adreste mevcut. Allah'a emanet olun. Hayırlı bayramlar. Arefe gününden istifadeniz-istifademiz bol olması duasıyla..

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16922/sehiv-secdesi-yapmadan-once-bir-tarafa-mi-yoksa-iki-yone-mi-selam-verilmesi-gerekiyor.html

      Sil
  67. Teşekkürler.Hayırlı Bayramlar

    YanıtlaSil
  68. Hayırlı bayramlar hocam,gusledeceğimizde niyeti banyoya girmeden önce mi yapmalıyız ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAlyeküm, hayırlı bayramlar,

      Değerli kardeşimiz;

      Gusül abdestinde niyet ve besmele şart değildir. Bunlar olmadan da gusül geçerlidir.

      Hanefi mezhebinde niyet gusül abdestinin sünneterindendir. Bu bakımdan niyet getirilmeden alınan gusül abdesti geçerlidir. Niyet getirildiği zaman ayrıca sünnet sevabı kazanılır. Getirilmediği zamanda abdeste mani olmaz.

      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet

      Daha geniş bilgi ve kaynak için aşağıdaki linke bakabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/3855/gusul-abdestinde-besmele-ve-niyet-sart-midir.html

      Allaha emanet olun.

      Sil
  69. Teşekkürler.Hayırlı bayramlar.

    YanıtlaSil
  70. EsselamuAleykumVerahmetullahiVeberaketühü,takke nasıl kullanılmalıdır,yani alna saç
    düşmeyecek şekilde mi olmalıdır yaksa başka bir şekilde mi ?

    YanıtlaSil
  71. VeAleykümSelamVerahmetullahiVeberaketühü,

    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/1970/takke.html

    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/11931/dinimizde-namaz-icin-takke-sarik-ve-cuppe-giymenin-peygamber-efendimiz-asv-in-sunneti-ve-cok-faziletli-oldugu-soylenir-bunlar-neden-bu-kadar-kiymetlidir.html

    http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15673/takke-takmanin-hikmeti-nedir-peygamberimizin-basi-acik-oldugu-zamanlar-olmus-mudur.html

    Yukarıdaki üç yazıyı inceleyebilirsiniz.

    Allah'a emanet olun. Selam ve Dua ile..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sorumun cevabını bulamadım.Yine de sağolun.

      Sil
    2. EsSelamuAleyküm,

      Aslında sorunuzun cevabı yazılardan şu şekilde anlaşılabiliyor: herhangi özel bir kaidesi yok. Örneğin namazı evin neresinde kılmak gerekir, salonda mı oturma odasında mı yoksa yatak odasında mı diye bir soru akla gelebilir. Bunun net bir cevabı yoktur. Kişiye ve eve göre değişir. Sizin sorunuz da bu soru gibi, herhangi özel bir kaidesi yok, size en yakışan şekilde takmak en güzelidir(takke takmanın herhangi özel bir kaidesine rastlamadığımız için) Zira Allah güzeldir güzeli sever, insanı da en güzel şekilde yaratmıştır, o halde takke taktıkmı da en güzel gözükecek şekilde takmaya gayret etmeliyiz, göze güzel gözükmeyecek şekilde takmamaya gayret etmeliyiz. Temiz olmasına dikkat etmeliyiz. Bunun dışında özel bir kaidesi yok.

      Herhalde daha açıklayıcı olmuştur.

      Allah'a emanet olun.

      Sil
    3. Çok teşekkür ediyorum.Sizde Allah'a emanet olun.

      Sil
  72. selamun aleykum hocam benim sorum şu ben dershaneye gidiyorum ve namazlarımı kılamıyorum bu beni çok rahatsız ediyor eve geldiğimde çok yorgun oluyorum kaza edemiyorum kendimi daha da kötü hissetmiş oluyorum bu konuda ne yapmalıyım ikinci sorumda dershanedeki arkadaşlarım dini konuları sürekli dalga geçiyor bu beni çok üzüyor bu konuda ne yapabilirm son sorumda ben sürekli Allah'a dönmek istediğimi söyledikçe annem benim doktor olmam konusunda çok baskı yapıyor ders çalışırken ibadetimi aksatmak zorunda kalıyorum bundan nasıl kurtulabilirim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. veAleykümSelam,
      Değerli kardeşim. Birinci sorunuzdaki rahatsızlığınız imandan kaynaklanıyor, Namazınızı vaktinde kılmanız gerekiyor. Dershaneye gitmek ya da yorgun olmak namazı kılmamak için bahane değildir. Allah müslümanlara yeryüzünü mescid kılmıştır, namaz kılacak kadar bir yeri bulduğunuzda orası temizse namazınızı kılabilirsiniz. Dershanede boş bir oda olabilir, balkon olabilir, çok zorda kalırsanız koridor olabilir buralarda namazınızı kılabilirsiniz. Namaz yalnızca mescidlerde kılınmaz, dinen necis sayılan şeylerin olmadığı her yerde kılınır.
      Dini konularda dalga geçen arkadaşlarınıza ilk önce yumuşak yaklaşın ve onlara doğruları-islamı anlatın, Bu konularda edepli olmaları gerektiğini söyleyin. Öğüt almazlarsa onlardan yüz çevirin ve dosdoğru olun. Zira belki sizin lisanı halinizden etkilenip düzelirler. Siz onların içinde islamı temsil eder konumda olacaksınız, Her ne kadar namazı kılmadan tam manasıyla bir temsilden bahsedilemese de, en azından onların gözünde bu durum böyle olacaktır. Bu sorumluluk bilincinde olup hareketlerinize daha da dikkat etmeniz, dinimizin yasakladıklarından daha da kaçmanız yerinde olacaktır.
      Üçüncü sorunuzda ders çalışırken ibadetlerinizi aksatabildiğinizden bahsetmişsiniz, farz ibadetlerinizi hiçbir dünyevi menfaat ve beklenti için aksatmamanız gerekmekte. Nafile ibadetleri azaltabilirsiniz ancak farzlar Allah'ın emri, kulun boynunun borcudur, bunun keyfi hiçbir mazereti olmaz. Allah'a dönmek istiyorsanız dönersiniz, doktor olmak istiyorsanız doktor da olursunuz, doktor olmak Allah'a dönmeye mani değildir. Allah'a dönmekten kastınız dünyadan el etek çekip tüm vaktinizi ibadetle ve ilim öğrenmekle geçirmekse bunu yapabilirsiniz. Ancak herkesin böyle bir şey yapma zorunluluğu yoktur. Birileri elbette doktor olacak, birileri öğretmen olacak, birileri polis olacak ki sosyal hayat devam etsin. İyi bir doktor olarak ve mazlumlara yardım ederek de Allah'a dönebilirsiniz. Örneğin Afrika'da milyonlarca katarakt hastası var, bunları Allah rızasını gözeterek ücretsiz ameliyat ederek de büyük bir iş yapmış olursunuz. Doktor olmak da Allah'a dönmeye mani değildir.
      Abdestiyle günde 1 saat namaza kafidir, Herkesin bu kadarcık ayıracak vakti vardır. Hiçbir meşguliyet bizi farzları yapmaktan alıkoyamaz. Bir kişi isterse dünyanın tamamına yönetici olsun ve tüm dünyayı tek başına idare etme sorumluluğunu almış olsun, bu saıl vazifesi olan Rabbi'ne kulluğun önüne geçemez. Bir kulun dünyadaki birinci vazifesi kul olmak, kulluğunu yerine getirmek, yani dinin emir ve yasaklarına uymaktır, namazını kılmak, ramazanda orucunu tutmak, zenginse zekatını vermek gibi.
      Siz kulluk vazifelerinizi yaptıkça Allah Rahmetiyle sizin dünyevi işlerinizi de kolaylaştırır. Zira siz dünyaya koştukça dünya sizden kaçar, siz ahirete koştukça dünya da size koşar. İnsanın rızkı Allah tarafından belirlenmiştir, siz daha fazla rızık için farzları terkederek daha çok çalışsanız da size aynı rızık ulaşacaktır, farzları terk etmeden elinizden geleni dünya adına yapsanız da size aynı rızık ulaşacaktır. Bunu bildikten sonra Allah'a tevekkül ederek farz ibadetlerimizi yerine getirir, dünyadan da nasibimizi unutmadan dünyalık işlerimize çalışırsak Allah'ın izni ile bu dünya da da, ahirette de kazananlardan oluruz. Namazımızı dünyevi işlere feda edersek mazallah hem dünyamızı hem ahiretimizi kendimiz için çok daha zorlu hale getirebiliriz. Allah cümlemizi bundan muhafaza eylesin. Amin.

      Sil
  73. Ben yiyecek yerken arkadaşlarıma veriyorum Ama artık süistimal ediyorlar. Been yerken bana yok mu diyorlar. sıramın üzerine suyumu koyuyorum gelip içiyorlar. her gün peçete alıyorum onların yüzünden. İyilik yapmayı seviyorum, yardımcı olmayı paylaşmayı da fakat artık beni kullanıyorlar. Çok üzülüyorum ne yapmalıyım? artık eşyalarımı vermek istemiyorum. bir arkadaşım bana hayvanmışım gibi davranıyor. iyi niyetimi kötü kullanıyorlar. onlara ne demeliyim? nasıl uyarmalıyım? kul hakkıma giriyorlar. .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eşyalarınız sizindir, üzerinde dilediğiniz gibi tasavvur hakkına sahipsiniz, dilerseniz verirsiniz, dilerseniz vermezsiniz. Vermediğiniz için kınanmazsınız. ancak yapabiliyorsanız kötülüğü iyilikle savmak en güzel yoldur. Bu konuda Fusillet suresinin 33-34-35-36. ayetlerini mümkünse tefsirinden okumanızı tavsiye ederiz.

      Ayrıca arkadaş seçimi ile ilgili aşağıdaki linkteki yazıyı okuyabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/m/index.php?oku=1839

      Fusillet Suresi 33-36 ayetleri meali:

      33- İnsanları Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslümanlardanım " diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?

      34- İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir tavırla sav O zaman bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir.

      35- Bu haslete ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırda büyük pay sahibi olan kimse kavuşturulur.

      36- Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işiten ve bilendir.


      Fusillet Suresi 33-36 ayetleri kısa tefsiri için aşağıdaki linki ziyaret ediniz :

      http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Fussilet/Fussilet33-36.htm

      Sil
    2. "İnsanları Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve `Ben müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?"

      Şu halde yeryüzünde söylenen en güzel söz Allah'ın dinine davet amacı ile sarfedilen sözlerdir. Bunlar güzel sözlerin başında gökyüzüne yükselirler. Ancak sözleri doğrulayan salih amelle birlikte; insanın kendi kişiliğine yer vermediği Allah'a bütünüyle teslim olma durumu ile birlikte... Bu durumda davet tamamen Allah'a özgü kılınmış olur ve davetçinin açıkça anlatıp duyurmaktan başka bir etkinliği olamaz.

      Bundan sonra davetçinin sözleri itirazla, terbiyesizlikle ve inkarda inatlaşma ile karşılanırsa bunda onun için bir sorumluluk yoktur. Çünkü o, insanlara iyilik sunmaktadır, çünkü o yüce bir makamdadır. Ondan başkası elbette kötülük ileri sürecektir. Çünkü aşağılık bir konumdadır.

      "İyilikle kötülük bir olmaz"

      Davetçi kötülüğe kötülükle karşılık vermez. Çünkü iyiliğin etkisi ile kötülüğün etkisi bir olmaz. -Nitekim değerleri de bir değildir- İnsanların kötülüklerine karşı sabır göstermek, hoşgörülü davranmak, nefsin isteklerinin üstüne çıkmak serkeş ruhları uysallaştırır, yatıştırır, onlara güven duygusunu verir. Düşmanlığı dostluğa, serkeşliği uysallığa dönüştürür.

      "Sen kötülüğü en güzel bir tavırla sav. O zaman bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir."

      Birçok durumlarda bu kuralın doğruluğu ortaya çıkmıştır. Güzel bir söz, yumuşak bir konuşma, kontrolünü kaybetmiş, kızgın, öfkeli ve gururlu kişinin yüzünde beliren tatlı bir tebessüm, heyecanı yumuşaklığa, kızgınlığı sakinliğe dönüştürür.

      Oysa karşıdakinin davranışının aynısı ile karşılık verecek olursa heyecan, öfke, kibir ve azgınlık gittikçe artar. En sonunda utanma diye birşey kalmaz. Kontrolünü kaybeder ve günahları ile övünmeye başlar.

      Şu da var ki, böyle bir hoşgörü, kötülükle karşılık vermeye gücü yettiği halde hoşgörülü davranmayı, şefkat göstermeyi tercih eden büyük bir kalp sahibi olmayı gerektirir. Hoşgörünün gereken etkiyi gösterebilmesi için böyle bir güce sahip bulunmak zorundadır. Ta ki kötülük yapan kişi bu iyiliğin zayıflıktan kaynaklandığını sanmasın. Eğer karşıdaki kişinin zayıf olduğu için böyle davrandığını farkederse ona saygı göstermez. Ve iyiliğin hiçbir yararı olmaz.

      Ayrıca bu hoşgörü insanın şahsına yönelik kötülüklerle sınırlıdır. İnanç sistemine yönelik saldırılara ve mü'minleri bu inanç sisteminden döndürme amaçlı baskılara karşı hoşgörülü davranılamaz. Böyle bir durumda her türlü savunma önlemi alınmalı ve sonuna kadar direnilmelidir. Ya da yüce Allah sorunu çözümleyene kadar inanca bağlılıkta sabredilmelidir.

      Bir insanın ulaştığı bir derece; kötülüğü iyilikle savma, kin ve öfke gibi dürtüleri yenip hoşgörülü davranma, nereye kadar hoşgörülü davranılacağını, nereye kadar kötülüğe iyilikle karşılık verileceğini dengeleyebilme derecesi... Her insanın ulaşamadığı bir derecedir. Çünkü böyle bir düzeye erişmek sabır gerektirmektedir. Bu, aynı zamanda yüce Allah'ın çalışıp ta onu hakkeden kullarına bahşettiği bir lütuftur.

      "Bu haslet ancak sabredenlere kavuşturulur. Buna ancak hayırda büyük pay sahibi olan kimse kavuşturulur."

      Bu o kadar yüce bir derecedir ki kendisi için hiç kimseye kızmamış olan, Allah için kızdığı zaman da kimseyi dinlemeyen Peygamber efendimize -salât ve selâm üzerine olsun- onun şahsında da bütün islam davetçilerine bu konuda şöyle seslenilmektedir:

      Alıntı yapılan adres: http://www.enfal.de/Kuran-Tevsiri/Fussilet/Fussilet33-36.htm

      Sil
    3. Değerli kardeşimiz,

      "Veren el alan elden üstündür" hadisi şerifini de ayrıca hatırlatmak isteriz. Allah'a emanet olun. Selam ve Dua ile..

      Sil
    4. Allah razı olsun.. Allah kalplerimizi kaydırmasın.

      Sil
  74. Selamün aleyküm hocam. 36 yaşımdayım. Yaklaşık 2 yıl önce iflas ettim. 1 yıldır bir işte çalışıyorum. fakat borçlarım kaldı bankalara ve alışveriş yaptığım firmalara. ödeyebileceğim kadarını herseyimi satarak ödedim fakat bu kazancımla artık hiç borç ödeyemiyorum. Ancak evimi geçindirebiliyorum. Hergün dua ediyorum Allah'ıma affetsin beni diye. bu vicdan azabı beni mahvediyor. gerçi alacaklılar artık benden umutlarını kestiler ama onların çolu çocuklarının haklarını yemiş oluyorum. kendi çocuklarıma yediriyorum. bu azaptan nasıl kurtulurum hocam bana bi yol gösteri lütfen. hangi duaları etmem benim için daha faydalı olur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. VeAleykümSelamVeRahmetullah,

      İnternet ortamında daha önce sorunuza verilmiş cevabı aşağıda paylaşıyoruz. Allah yardımcınız-yardımcımız olsun, Allah'a emanet olun. Cevap aşağıda :

      Kul hakkı olan bir hususta muhatabı bulup helalleşmek gerekiyor. Ancak kamuya ait yada çok ortaklı şirket yada bankalara ait hakların ödeşmesi çok zordur. Borcunuzu ödemenizde Allah yardımcınız olsun.

      Kul haklarını ödemek için bu dünyadan göçmeden önce çaba harcamak gerekiyor. Ahirete kalırsa karşılıklı hesaplaşmalar olacak. Kimse kimsenin gözünün yaşına bakmayacak orada Çünkü her nefis kendi derdine düşecek. Ve insanlar hakları olanlar diğerlerinin salih amellerine sarılacak. Onu bulamazlarsa günahlarını onlara devredecekler. Allah korusun bu hesaplaşmadan iflas etmek büyük bir felaket olacaktır. O halde kul hakkından şiddetle sakınmak gerekmektedir.

      Ancak siz iyi niyetinizi ortaya koyduğunuz halde borcunuzu ödeyememişseniz; bu durumda hesabınızı ancak Allah bilir. Bu hususta ondan af talebinde bulunun. Çok tevbe edin ve salih amellere sarılın. Şayet Allah (c.c.) sizi affederse bütün hesaplarınızı düze çıkarak şekilde hak sahipleri memnun eder ve hesabınızı kolaştırır. Yeterki Allah'ın affını ve rızasını kazanın. Rabbimiz bütün günahları affeder. Onun affetmeyeceği tek günah şirk koşmaktır.

      Sil
  75. Esselamu Aleykum Verahmetullahi Veberaketühü Hocam, Yakın zamanda yaklaşık
    1 km kadar yol yürümek zorundaydım bende yorulmamak için otostop çekeyim dedim.
    Ve bir müddet sonra bir araç bana doğru yaklaştı içindekini erkek sandım(ben erkeğim)
    elimi kaldırdım durdu baktım aracı bayan sürüyor biraz tereddüt ettim ama yine de bindim bir sıkıntı olur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. VeAleyküm EsSelam Verahmetullahi Veberaketühü,

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/823/halvet.html

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  76. Selamün aleyküm benim bi sorum olucaktı. İmam nikahı kıyılırken boy abdesti yada normal abdestli olmak gerekir mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleyküm Selam ve Rahmetullah,

      Allah'ın Selamı ve Rahmeti üzerinize olsun,

      Değerli kardeşimiz,

      Nikahta abdestli olmak şart değildir.

      Selam ve dua ile, Allah'a emanet olun.


      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/4492/imam-nikahi-icin-abdest-almak-gerekir-mi.html

      Sil
    2. Lakin, her daim abdestli gezmenin ne denli faziletli olduğu malumunuzdur.

      Ayrıca, bir işe abdestli iken başlamak, hele ki böyle bir işe, çok güzeldir.

      Evliyaullahın sürekli abdestli olmaya gayret ettiği, halifelerin abdestsiz devlet işi görmemeye gayret ettiği bilinmektedir.

      Allah'a emnaet olun.

      Sil
  77. Selamün aleyküm hocam cok sigara icmekten cigeleri iflas eden biri akciger nakli olduktan sonra cigerlerni iflas ettrdgndn dolayi intihar sayılabilir mi ikinci sorum bu kisi icin ömrünün en fazla 15 yil oldugunu soyluyor doktor sifa icin hangi duayi etmeliyim Allah razı olsun hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. veAleykümSelam,

      Hiç sigara içmediği halde akciğer kanseri olanların olduğu, hiç sigara içmediği halde genç yaşta bu tür hastalıklara yakalananların olduğu bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla sigara içilmeseydi bu hastalığın başa gelmeyeceğinin bir garantisi yoktur. Hastalığın sebebi %100 sigaradır diyemeyiz, doğrusunu Allah bilir.

      Sigara insanın kendisini tehlikeye atmasıdır. Oysa Allah (cc): “Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın” buyurmaktadır. Bu sebeple sigara doğrudan bir intihar olmamakla beraber, insanın kendisini tehlikeye atması ve yavaş yavaş öldürmesi demektir. Sigara içmek ayrıca çok önemli bir kul hakkıdır, çünkü içenler içmeyenlere zarar vermekte ve onları rahatsız etmektedirler. Kul hakkının affedilmesi de ancak, hakkı olan insanların bağışlamasına bağlıdır. Bunu temin etmek ise çok zordur.

      Şifa için okunacak dualar konusunda aşağıdaki iki adrese bakabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/6859/hastalik-ve-sikintilar-icin-okunacak-dua-ve-sabir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16069/kur-an-i-kerim-de-bulunan-sifa-ayetleri-nelerdir-bunlarin-hukumleri-nelerdir-ve-hangi-hastaliklarda-daha-etkilidir.html

      Allah acil şifalar versin, hayırlı uzun ömürler nasip etsin.

      Allah'a emanet olun. Selam ve dualarımızla..

      Sil
  78. pandolon idrar siçradi yikadim abdes namaz olurmu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşimiz;
      Hanefi mezhebine göre elbiseye veya bedene bulaşan idrar, el ayası kadar bir alandan az bir yere yayılmışsa bu namaza mani değildir. El ayasından fazla bir alana yayılan idrar namaza manidir. Katı pislikten de üç gramdan fazlası elbise veya bedende bulunursa namaza manidir.

      Necaset olan bir yere dökülen temiz su necasete bulaştığı için temiz değildir. Fakat bu sudan insanın bedeni veya elbisesinin üzerine sıçradığı takdirde bakılır, deydiği elbisenin dörtte birinden fazla değilse veya değdiği uzvun dörtte birinden fazla değilse bağışlanır. Bununla kılınan namaz sahih olur.

      Nitekim insanın bedenine veya elbisesine sıçrayan iğne ucu kadar idrar serpintileri -bedenin tamamını kaplasa bile- namaza mani değildir. Çünkü bundan sakınmak zordur.

      Ancak devamlı olarak idrar sıçrama ve serpintisinden korunmak sünnettir. Yollarda ve asfaltlara ayakkabıyla basılması yolları necis kılmaz. İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammedin görüşü böyledir. Kabul edilen görüşte budur.

      (Prof Dr. Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi; Celal Yıldırım, İslam Fıkhı).

      Selam ve dua ile...


      Orjinal Adres:
      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/16116/idrar-sicramalari-namaza-mani-midir-zamanimizda-tuvaletlerimiz-sert-yapilardan-olustugu-icin-sicrama-ihtimali-daha-fazla-oluyor-bu-konuda-vesveseye-kapildigimin-ve-suyu-da-israf-ettigimin-farkindayim-sizden-mumkunse-saglam-cozum-onerileri-bek

      Sil
  79. Selamün aleyküm hocam efendimiz (s.a.v) görmeyi dilerken başımı secdeye koyduğum da ayak sesleri duyuyorum kalbim hızlı atmaya başlıyor cok heyecanlaniyorum ama secdeden kalktıgımda duymuyorum şeytanın vesvesesi olabilir mi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aleyküm Selam,

      Öncelikle

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15125/seytan-peygamber-efendimizin-asm-kiligina-girbilir-mi.html

      adresinde de bulabileceğiniz aşağıdaki yazıyı okumanızı istirham ediyoruz:

      ***********************************
      Değerli kardeşimiz;

      Şeytan Peygamber Efendimizin (asm) suretine giremez. Mü'minin göreceği sâdık rüyaların başında, Rasûlüllah (asm)'i rüyasında görmesi gelir. Çünkü, onun rüyada görülmesi kesinlikle sâdıktır. Buhârî, Müslim, Tirmizi, İbn Mâce, İbn Hanbel ve Taberanî'nin rivâyet ettikleri bir hadiste Rasûlü Ekrem (asm) şöyle buyurmuştur:

      "Rüyasında beni gören, gerçekten beni görmüştür. Çünkü, şeytan hiç bir şekilde bana benzer bir surete giremez." (es-Suyuti, Kıtful-Ezharil-Mütenasira, s. 171).

      Sâdık rüyayı doğru sözlü kişiler görür ve bu kişilerin rüyası Cenab-ı Hakk'tan bir müjdedir (Müslim, Rüya, 6).

      Sâdık rüyalar genellikle seher vakitlerinde görülür. (Tirmizi, Rüya, 3; Dârimî, Rüya, 9).

      Selam ve dua ile...
      Sorularla İslamiyet

      ***************************************************

      Evet, sizin durumunuzda Peygamber Efendimizi (s.a.v) görme durumundan daha ziyade ses duyma durumu var. Bu nedenle duyduğunuz ses Peygamber Efendimizin(s.a.v) Ayak sesi de olabilir, mübarek bir zatın ayak sesi de olabilir, şeytanın vesvesesi de olabilir, sadece psikolojik de olabilir, insi ya da cinni şeytanların oyunu da olabilir. Hepsi ihtimal dahilindedir.

      Bize düşen kulluğumuzu elimizden gelen en iyi şekilde yapmaya çalışmaktır. Bu yolda olanlara Allah'ın Lütfu ve Keremiyle Cennette Allah'ı, Cemalullahı görmeye mazhar olma gibi bir nimet müslümanlara müjdelenmektedir. Dünya hayatı kısadır, Cennet ve Cehennem ise ebedidir. Kısa olan dünya hayatını en güzel şekilde değerlendirmeye çalışmalıdır, neticesini, meyvelerini inşallah ahirette kat kat bulanlardan oluruz.

      Allah'a emanet olun,

      Allah cümlemizi insi ve cinni şeytanların şerlerinden, dünyanın her türlü fitnesinden muhafaza buyursun, kulluğumuzu ziyadeleştirsin, Amin.

      Selam ve dualarımızla.

      Sil
  80. selamunaleyküm hocam ben bayanım çalışıyorum gelirim iyi derecede eşimin çalışmasını istemiyorum eşim çalışmasa olurmu vacip kalkmış olurmu üzerinden lütfen acil cevap hocam

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. AleykümSelam,

      Sorunuzun cevabının aşağıdaki linkte olduğunu düşünüyoruz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14199/kadin-hangi-durumlarda-kocasinda-izin-almadan-calisma-hakkina-sahip-olur-bekar-veya-evli-bayanlarin-kazanclarini-harcama-serbestiyeti-nasildir.html

      Ayrıca,

      Kadının yoksul olan kocasına tasaddukta bulunması teşvik edilmiştir. Hz. Peygamber (asm) bir gün kadınlara hitab ederek; "Ey kadınlar topluluğu zinetlerinizden de olsa sadaka verin." buyurmuştu. Bunun üzerine Abdullah'ın karısı Zeyneb ile Ensardan bir kadın Allah'ın elçisine gelerek kocalarının yoksul olduğunu, onlara sadaka vererek destek olup olamayacaklarını sordular. Bunun üzerine Hz. Peygamber (asm) bu iki kadın için şöyle buyurmuştur: "Onların ikisine de ikişer ecir vardır. Akrabalık ecri ve sadaka ecri." (Müslim, Zekât, 45).

      Ebû Hanife ile Hanbelîlerde tercih edilen görüşe göre, bir kadın zekâtını yoksul bulunan kocasına veremez. Çünkü bu takdirde zekât nafaka yolu ile kadına geri döner (el-Kâsânî, Bedâyiu's-Sanâyi', II, 40; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 156; İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, II, 87). Onlara göre, bazı hadislerde zengin olan sahabe hanımlarının kocasına destek olması nafile sadaka niteliğindedir. Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî ve Mâlik'e göre ise, kadının yoksul bulunan kocasına zekât vermesi caizdir. Dayandıkları delil, Hz. Peygamber (asm)'in, Abdullah b. Mesud'un karısı Zeyneb (r.anhâ)'e verdiği şu cevaptır:

      "Kocan ve çocuğun tasadduk etmeye en lâyık olan kimselerdir." (Ebû Dâvud, Zekât, 44; Talâk, 19; bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul 1991, s. 549).

      **********************

      Siz malınızdan kocanıza sadaka verebilirsiniz, o da evin ihtiyaçları için bu sadakadan harcayabilir. Ancak dilerseniz malınızdan kocanıza vermeyedebilirsiniz. Verip vermemek sizin elinizdedir. Verirseniz hayırlı bir iş yapmış olursunuz, sadaka hükmündedir. Kocanız geçiminizi sağlamakla mükelleftir. Geçimi ister çalışır kazanır sağlar, isterse aldığı sakalardan(başkasından da sadaka alabilir, siz vermek zorunda değilsiniz) sağlar. Bu kocanızın tercihidir. Sizin az ya da çok kazanıyor olmanız mükellefiyetleri değiştirmez.

      Ayrıca fıtrata uygun olanı kocanızın çalışıp kazanması sizin ise ev işleri ile meşgul olmanız, evlatlarınızı yetiştirmenizdir. Ancak yaptığım iş kadınlık fıtratına uygun, harama bulaşmadan helalinden kazanıyorum diyorsanız bu noktada bir sıkıntı olmaz, Allah bereketini arttırsın.

      Aşağıdaki linkleri de incelemenizde fayda var.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/893/kadinin-calismasi-caiz-midir-kocasinin-izni-gerekli-midir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15251/kadinin-calismasi-ile-erkegin-calismasi-arasindaki-fark-nedir-kadinin-calismasinin-ne-gibi-sakincalari-vardir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/1697/dinen-kadinin-calismasinda-bir-sakinca-var-midir-erkeklerin-icinde-yanyana-calismasi-dinen-caiz-midir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/14199/kadin-hangi-durumlarda-kocasinda-izin-almadan-calisma-hakkina-sahip-olur-bekar-veya-evli-bayanlarin-kazanclarini-harcama-serbestiyeti-nasildir.html

      Sil
  81. Anne baba hakları nelerdir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamuAleyküm,

      Anne baba hakları ile ilgili Sn. Akif KÖTEN'in aşağıdaki adresteki makalesini okuyabilirsiniz. (Uzun olduğundan buraya aktaramadık, link vermek durumunda kaldık)

      Allah cümlemizi ana baba hakkı bilen ehli vefalardan eylesin. Amin

      Allah'a emanet olun.

      Link:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/250/anne-baba.html

      Sil
  82. Suruyedeki Mısırdaki Gazzedeki Müslümanlar öldürülüyor işkence görüyor. Allah hepsinden haberdadır. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
    Biz Müslümanların ne yapması gerekir? Bu olayların olma sebebi bizim davranışlarımızdan da kaynaklanmakta. Yabancıların mallarından satın alıyoruz. Benliğimize müslüman kimliğimize sahip çıkmıyoruz bundan da kaynaklanmaktadır. Ne yapmamız gerekir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamunAleyküm Değerli Kardeşim,

      Bu konularda çok dertliyiz.

      Aşağıdaki linki ziyaret edip buradaki makaleyi okuyabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/blog/218655/misir-ve-suriye-gibi-ulkelerdeki-olaylarda-ne-yapmamiz-gerekiyor.html

      Bir kötülük-haksızlık-zulüm gördüğünde elinle düzelt, elinle düzeltemezsen Dilinle düzelt, dilinle düzeltemezsen Kalben buğz et! Fakat bu buğuz imanın en zayıf noktasıdır! -Hadisi Şerif.

      Sil
  83. yalan hadis uyduran biri farkına vardıysa ne yapmalı? nasıl tevbe edilir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir kişi farkına varmadan yalan hadis uydurmaz, zira uydurmak bilinçli yapılan bir iştir. Yanılarak yanlış hadis aktarmak için tam olarak uydurma denmeyebilir. Ya bir kişi art niyetle ve dini bozmak maksadıyla hadis uydurur, ya da emin olmadığı halde gafletle farkında olmadan yanlış hadis aktarır.

      Mevzu hadis Hz. Peygamber (s.a.s)'in hadisi olmadığı halde kasıtlı olarak onun hadisi imiş gibi anlatılan söz olmaktadır. Allah Rasulü (s.a.s)'nin, söylemediği bir sözü ona nisbet etmek veya hadis uydurmak aşağıdaki hadis gereğince haram kılınmıştır. 'Her kim benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın" (Buharî, İlm 38, Cenâiz 33, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim Zühd 72; Ebü Dâvud, İlm 4; Tirmizî. Fiten 70, İlm 8, 13 Tefsir I, Menâkıb 19:, İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46; Müsned, II/47, 83, 133, 150, 159, 171).

      Farkında olmadan hadisi yanlış aktarma durumu olduysa öncelikle her kim bu yanlış nakli duydu ise onlara doğrusu bildirilmelidir ve durum açıklanmalıdır. Ayrıca derhal tövbe edilir ve bundan sonra bu konularda çok daha dikkatli davranmaya son derece özen gösterilir. Ders alınacak bir durumdur.

      "Nasıl tövbe (tevbe) edilir?" mevzuuna gelecek olursak,

      Ebû Bekri's-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh- Hazretleri:

      "Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur." dedikte, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

      "Şöyle duâ et:

      "Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; (yani) çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur." (Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16)

      "Ya Rabbi Sensin ilah, Senden başka ilah yoktur, Sübhansın, bütün noksanlıklardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu ben kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Rabbim!"

      "Rabbimiz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan, muhakkak ki zi yana uğrayanlardan oluruz."

      "Allah'ım sen affedicisin, affetmeyi seversin, bizleri de affet."

      "Günaha Karşı Tevbe" konusunda ilave bilgi için aşağıdaki adresi ziyaret ediniz:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/5210/gunaha-karsi-tovbe.html


      Selam ile...
      Kaynak : Sorularla İslamiyet

      Sil
  84. Sinirden Allah'ın üstüne yemin eden biri sonradan pişman olduysa oruç tutsa yemini geri almış sayılır mı ve kaç gün oruç tutmalı sayılıyorsa

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşimiz;

      İslami manadaki yemin, genellikle Allah adına yapılır. Bu da “Vallahi, Billahi” gibi ifadelerin söylenmesiyle olur. Fakat bu arada başta Kur’an-ı Kerim ve Kabe olmak üzere mukaddesler üzerine yapılan yeminler de yemin mefhumuna girer ve bunlar üzerine yapılan yeminler geçerlidir.

      Yeminler çok kere örf ve adete göre şekillenir ve ona göre yemin edilir. Bilhassa ülkemizde bölgeden bölgeye değişen pek çok yemin çeşitleri vardır. Meselenin fıkhi yönüne gelince; Kur’an’la yemin etmek caizdir ve bu yemin sayılır. Çünkü, Allah’ın ezeli bir kelamı olan Kur’an’la yemin etmek Allah’ın İzzet ve Celaline yemin etmek gibidir.

      Kur'an ya da Allah üzerine yemin eden kişi, şayet bu yemininden dönerse keffaret ödemesi gerekir. Keffaret, mal ile yapılabileceği gibi bedelini ödemekle de olur. Ayrıca vekil tayin ederek de ödenebilir.

      Ettiği yemini yerine getirmeyip bozmaktan dolayı lâzım gelen keffârete yemin keffareti denir. Yeminin keffâreti olarak 10 fakiri akşam ve sabah olarak, günde iki öğün doyurmak veya giydirmek cihetine gidilir.

      Keffaret yiyecek ve elbise olduğu gibi karşılığı başka bir şey de olabilir. Keffaret ister yiyecek veya bedeli olsun, ister elbise veya bedeli olsun, hepsini birden bir defada bir fakire vermek caiz değildir. Ancak başka fakir bulmakta zorluk çekiyorsa o takdirde aynı fakire her gün sabahlı akşamlı doyacak kadar yiyecek ya da bedelini veya aynı fakire her gün bir elbiseyi vermek kafi gelir. Yani keffaret ödenmiş olur.

      Buna güç yetirilmezse, üç gün art arda oruç tutulur. Bu oruçların arasına hiç bir mâni girmemelidir. Girerse keffâret bozulur, yeni baştan tutulması gerekir.

      Birden fazla yeminini bozan kimse, her bir yemin bozma için ayrı bir keffaret vermesi gerekir.

      Şâfiîlere göre yemin keffâretini art arda tutmak mecburiyeti yoktur.

      Gerek yemin, gerekse oruç keffâretlerinde yapılacak ilk iş bir köle azâd edilmesidir. Ancak günümüzde kölelik kalktığı için bu maddenin tatbikına imkân kalmadığından zikretmeye lüzum hissetmedik.

      İlave bilgi için aşağıdaki adresten istifade edbilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/fikih/yemin-kefaret

      Selam ve dua ile...
      Kaynak : Sorularla İslamiyet

      Sil
  85. Müslüman kardeşlerimiz için ne yapmamız gerekir ? (Ben lise öğrencisiyim)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamunAleyküm Değerli Kardeşim,

      Aşağıdaki linki ziyaret edip buradaki makaleyi okuyabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/blog/218655/misir-ve-suriye-gibi-ulkelerdeki-olaylarda-ne-yapmamiz-gerekiyor.html

      Bir kötülük-haksızlık-zulüm gördüğünde elinle düzelt, elinle düzeltemezsen Dilinle düzelt, dilinle düzeltemezsen Kalben buğz et! Fakat bu buğuz imanın en zayıf noktasıdır! -Hadisi Şerif.

      Sil
  86. vaktinimi değerlendiremiyorum. tavsiyeniz var mı? Allah razı olsun .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamunAleyküm Değerli Kardeşim,

      Aşağıdaki linkleri ziyaret edip buradaki makaleleri okuyabilirsiniz.

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13848/bilgisayar-ve-televizyon-basinda-vakit-gecirip-cok-gec-yatiyorum-dinimizce-gec-yatmanin-hukmu-nedir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/3084/zaman-tanzimi-konusunda-bilgi-verir-misiniz.html

      Allah'a emanet olun.

      Sil
  87. Şimdi diyanetin yaptıgı yarışmaların ödülleri devlet tarafından mı karşılanıyor devlet tarafından karşılanıyorsa bu devletin parası olduğu için bunda başka dine mensup insanların hakkı yokmu veya onlara bu konuda bi yarışma yapılıyor mu bu konuda geniş kapsamlı blr bilgi almak istiyorum bana bu konuda bilgi verir misiniz ???

    YanıtlaSil
  88. Esselamu aleyküm ve rahmetüllahi ve berakatüh
    Ahir zamanda hiç müslüman olmayacak mı? ahir zaman alametleri nelerdir?
    Allah razı olsun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ve AleykümEsSelam, ve Rahmetüllahi ve Berakatüh,

      Değerli kardeşimiz,

      Hz. Peygamber (s.a.s), Kıyâmetin kötü insanlar ve kâfirler üzerine kopacağını bildirmiştir. Bu hadislere göre Kıyâmet kopmadan önce mü`minlerin ruhları alınacak ve onların âhirete göçmeleri sağlanacaktır (Buhari, Fiten, 5; Müslim, imare, 53).

      (Eşrâtu`s-Saa), âhir zamanda (zamanın sonları) ortaya çıkarak Kıyâmet`in yaklaştığını, kopmak üzere olduğunu gösteren belirtilerdir. Bu belirtiler genellikle Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğra) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki bölüm halinde incelenir.

      Kur`an, Kıyâmet`in zamanını Allah`tan başka kimsenin bilemeyeceğini belirtir (el-A`raf, 7/187; Lokman 31/34; el-Ahzab, 33/63). Buna karşılık yaklaştığını (el-Zümer, 54/1), yakın olduğunu (en-Nahl, 16/77), ansızın geleceğini (el-A`raf, 7/187) bildirir. Kıyâmet alametlerinin belirdiğini (Muhammed, 47/18) ifade etmekle birlikte bunlar hakkında bilgi vermez. Ancak, "Saat yaklaştı, ay yarıldı yarılacak" (el-Kamer, 54/1) âyetinin ikinci bölümünün "ay yarılacak" biçimde anlaşılması durumunda, bu olay Kur`an`da anılan tek Kıyâmet alameti olma özelliği kazanır.

      Hadis külliyâtları ise Kıyâmet`ten önce ortaya çıkacak alametlerden söz eden çok sayıda hadis ihtiva eder. Islâm bilginleri Hadislerde dile getirilen alametleri nitelikleri açısından değerlendirerek bunları Küçük Alametler (Alâmât-ı Suğrâ) ve Büyük Alametler (Alâmât-ı Kübrâ) olmak üzere iki başlık altında toplamışlardır. Âhir zaman olarak tanımlanan Kıyâmet öncesi dönemde dini duygu, düşünce ve davranışların zayıflaması, dini kurallara gereken önemin verilmemesi, ibadetlerin terkedilmesi, ahlaksızlığın çoğalması biçiminde kendini gösteren

      Küçük Alametler`in başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:

      a) Insanların bina yapmakta birbiriyle yarışmaları (Buhârî, Fiten, 25; bk. Tecrid-i Sarih Terc; 1/58).

      b) Insanların ölümü temenni etmeleri (Buharî, Fifen, 25; Müslim, Fiten, 53-54)

      c) Câriyenin efendisini doğurması (Müslim, Imân, 1).

      d) Hicaz`da bir ateşin çıkarak Busra`da (Şam yakınlarında bir yer) develerin ayaklarını aydınlatması (Buhârî, Fiten, 24; Müslim, Fiten, 42).

      e) Fırat nehrinin sularının çekilerek, nehir yatağından altın çıkması (Müslim, Filen, 29-31).

      f) Ikisi de hak iddiasında bulunan iki büyük Islâm ordusunun birbiriyle savaşması (Buhârı, Fiten, 25; Müslim, Fiten, 17).

      g) Islâmî ilimlerin ortadan kalkması, cehaletin artması (Buhârî, Fiten, 4).

      h) Depremlerin çoğalması (Buhârî, Fiten, 25).

      ı) Zamanın yaklaşması, gece ile gündüzün eşit olması (Buhârî, Fiten, 25).

      i) Cinâyetlerin çoğalması, fitnelerin zuhur etmesi (Buhârî, Fiten, 4; Müslim, Fiten, 18).

      j) Yahudilerle Müslümanların savaşmaları, Müslümanların Yahudileri öldürmesi (Tecrid-i Sarıh Tercümesi, VIII, 341; Müslim, Fiten, 79-82).

      k) Zinanın açıkça işlenmesi, içki tüketiminin artması, kadınların çoğalıp erkeklerin azalması (el-Ali en-Nâsif Tac, 5/335).

      l) Kahtân`dan bir kişinin çıkarak, insanları asâsı ile sevketmesi Buhârî, Fiten, 23).

      Kıyâmetin büyük alâmetleri ise şu hadis-i şerifte toplu olarak zikredilir: Huzeyfetu`l-Gifarı (r.a)`den rivayet edilmiştir: Biz bir gün kendi aramızda konuşurken, Hazreti Peygamber yanımıza çıkageldi. Bize "Ne konuşuyorsunuz?" dedi. Biz de "Kıyâmet gününden konuşuyoruz" diye cevap verdik. Hazreti Peygamber" Şüphesiz on alâmet görülmedikçe kıyamet kopmayacaktır" dedi ve "Deccâl`ı, dumanı(duhan), Dâbbetü`l-arz`ı, güneşin batıdan doğmasını, Isa (a.s.)`ın yere inmesini, Ye`cûc ve Me`cuc`u, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında olmak üzere üç yer çöküntüsünü, son olarak da Yemen`den çıkarak insanları Mahşere sürecek ateşin vuku bulacağını söyledi" (Müslim, Fiten, 39).

      Kaynak : www.sorularlaislamiyet.com

      Ayrıntılı bilgi ve kaynak için:

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/8269/kiyamet-alametleri.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/kategoriler/muhtelif/ahir-zaman


      Allah razı olsun, Allah'a emanet olun.

      Sil
  89. Müslüman bir kadın nasıl kapanmalı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EsSelamunAleyküm,

      http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9874/tesettur-ve-turban-ozel-dosyasi.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/8261/tesetture-nasil-girebilirim.html

      Yukarıdaki iki adresin faydalı olacağı kanaatindeyiz.

      Selam ve Dua ile...

      Sil
  90. Müslüman bir kadın, erkeklerin de bulunduğu bir alanda şarkı, türkü söyleyip, oynayabilir mi??

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bugünkü düğün salonlarında çalgılı, danslı, kadınlı-erkekli merasimler yapılmaktadır ki, bunun ne sünnette yeri vardır, ne mescitlerde..(Mehmet Paksu, Kadın, Evlilik ve Aile)

      Sorunuzun cevabı yukarıda iki satırda özet olarak mevcut. Müzik ile ilgili aşağıda ilave bilgi nakletmeye çalışacağız.

      Dinimizde Müziğin Yeri Var Mı?

      Müziğe, kayıtsız şartsız “haram” veya kayıtsız şartsız “helâl” demek mümkün değildir. Bedîüzzaman Hazretlerinin müzik dinleme ölçüsü olabilecek biçimde,

      “Beşer hakikate muhtaç olduğu gibi, bazı keyifli hevesâta da ihtiyacı var. Fakat bu keyifli hevesât, beşte birisi olmalı.”25

      sözüyle ifade ettiği ölçüyle, önemli ve faydalı işlerimizi aksatmamak ve gevşetmemek, bilâkis kalbimizi dinlendirerek faydalı iş ve ibâdetlerimize ivme kazandırmak amacıyla meşrû müziği dinlemekte bir sakınca yoktur.

      Söylenmesi, yayınlaması ve dinlenmesi mubah olan müzik parçasında aşağıdaki özellikler bulunmalıdır:

      1. Müziğin sözleri ve klibi yetîmâne hüzünleri işlememelidir.

      2. Müziğin sözleri ve klibi şehveti ve nefsânî arzûları tahrik edici olmamalıdır.

      3. Müziğin sözleri ve klibi kötülüğü teşvik edici olmamalıdır.

      4. Müziğin sözleri ve klibi İslâm’ın haram kıldığı bir şeyi övücü olmamalıdır.

      5. Müziğin sözleri gıybet, iftira, dedikodu, vb,.. başkası hakkında hoş olmayan, başkasını hicveden ve kötüleyen sözler ihtiva etmemelidir.

      6. Müziğin sözleri ve klibi kin, intikam, düşmanlık, haset, kıskançlık, adâvet ve nifak tohumları ekmemelidir.

      7. Şarkıyı ve türküyü okuyan kimse, müziğinde sesini yumuşatarak, edâ ve cilve yaparak, karşı cinsin kötü arzûlarına itaat edeceğini çağrıştıran bir müzikal, müzik sözü ve ses tonu kullanmaktan kaçınmalıdır.

      8. Şarkının sözleri mubah, söyleyiş tarzı mubah, klibi mubah, söylenme veya dinlenme ortamı mubah olmalıdır.

      Bütün bunlar gösteriyor ki çalgı aleti çalmak haram değildir; ancak kullanıldığı yere ve duruma göre helal ve haramlık kazanır.

      Kaynaklar :

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/15496/calgi-aletleri-kullanmak-ve-sarki-soylemek-caiz-mi.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/11519/dugunde-halaya-kalkmak-haram-mi-sunnete-uygun-dugun-nasil-olmalidir.html

      http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/11519/dugunde-halaya-kalkmak-haram-mi-sunnete-uygun-dugun-nasil-olmalidir.html

      Sil
  91. Hayvanlara müslüman olmayan ülkelerde işkence ediliyor. Ne yapabiliriz? Nasıl önleyebiliriz ?? Görev ve sorumluluklarımız neler ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değerli kardeşimiz;

      Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge, Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur'an-Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, “ümmet” olarak isimlendirmektedir. En’am suresinin 38. Ayetinde;

      “Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.”

      buyrulmaktadır. Bu Ayet-i Kerime'de, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

      Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

      “O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır.”(1)

      “Hayvanları da O yaratmıştır.”(2)

      Canlı cansız yaratılmışların tamamı, kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cuma Suresinin birinci ayetinde şöyle denilmektedir:

      “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O’nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih eder.”

      Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

      Resulullah (asv) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

      “Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (melekler) de size rahmet merhamet etsin.”(3)

      Hadiste geçen “yerde olanlara” ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

      Hz. Peygamber (asv)'in bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (asv)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar, bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

      Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü.” şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

      Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

      Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz (asv) sahabîlere şu olayı nakleder:

      “Yolda gitmekte olan birisinin susuzluğu artar. Hemen bir kuyuya inip suyundan içer. Kuyudan çıkınca susuzluktan dilini çıkarıp soluyan ve rutubetli toprak yalayan bir köpekle karşılaşır. Adam kendi kendine: “Bu hayvan da benim gibi susamış.” deyip kuyuya tekrar iner. Ayakkabısına su doldurur ve ağzıyla tutarak yukarıya çıkar, köpeği sular. İşte Allah bu kulunu övmüş ve günahlarını bağışlamıştır.”

      Bunun üzerine sahabîler: “Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?” diye sordular. Resulullah (asv): “Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır.” buyurmuştur.(4)

      Yazının tamamı için lütfen ziyaret ediniz: http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13935/peygamberimiz-asv-in-hayvanlara-olan-merhametini-aciklar-misiniz.html

      KAYNAK - YAZAR : www.sorularlaislamiyet.com

      Sil
  92. 3 keffaret orucu olsa 183 günü hiç ara vermeden mi tutulacak? Yoksa bir 61 günlük kefareti tutup başka zaman diğer keffaretler tutulur mu?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sual: Oruç kefareti nasıl tutulur?
      CEVAP
      Oruç kefareti için peş peşe, 60 gün oruç tutar. 60 gün sonra, tutmadığı her gün için, birer gün daha tutar. Birkaç Ramazanda kefaretleri olan veya bir Ramazanda, 2 gün kefareti olan kimse, birinci kefareti yapmamış ise, ikisi için yalnız bir kefaret yapar. Birinci kefareti yapmış ise, ikinci kefareti de, ayrıca yapar.

      Kefaret orucu, hastalık, yolculuk gibi bir özür ile veya bayram günlerine rastlamak sebebi ile bozulursa veya Ramazana rastlarsa, yeniden 60 gün tutmak gerekir. Bayram günlerinde bozmazsa, yine yeniden başlaması gerekir. Hayz ve nifas sebebi ile bozunca, yeniden başlamaz. Temizlenince, geri kalan günleri tamamlar.

      Ramazanda mazeretsiz oruç tutmamak haramdır, büyük günahtır. Önce, tutulmayan oruçlar için tevbe edilir. Sonra gününe gün, yani kaç gün tutulmamışsa o kadar gün kaza orucu tutulur. Bir kimse, Ramazan ayında 30 gün oruç tutamasa, tutamadığı gün kadar kaza orucu tutar. Bu oruçlara kefaret gerekmez. Kefaret, oruç tutmamanın değil, niyetli iken Ramazan orucunu kasten bozmanın cezasıdır. Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, gizli olarak yiyip içer! Hadis-i şerifte, (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir) buyuruluyor. Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder.

      Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın veya gümüş para, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hâle gelen kimse, tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)

      Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de; onun tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değerini verir. (Bedâyi)

      Alınan Kaynak : http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1073

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...