30.1.12

Bahtiyar Tohum ile Bedbaht Tohum



Çekirdeğin ağaç olmasında ne de büyük hikmetler var. Toprak aleminde çekirdek olan, bu alemde gelişiyor, daha sonra ortam değiştirip hava alemine geçiyor. Hava aleminde büyüyor ve çiçek açıyor. Karanlık ve çetin toprağı yarıyor, yumuşak bir aleme, hava alemine çıkıyor ve bu alemde yapraklarını güneşe uzatıyor.

Toprak alemindeyken ne güneşi biliyor, ne de ılık ılık esen rüzgarın tatlılığını. Zaten bilmesi de mümkün değil. Işığı görmeyen karanlığı nereden bilsin? Ancak gayret edip başını topraktan çıkarttığında, kendisinin yaratıldığı gibi kendisine zevk veren, aynı zamanda da kendisi için birer yaşama kaynağı olan ışığın, rüzgarın, havanın güzelliklerini tecrübe edebilmekte.

Tohumun nimete kavuşması ne ile oldu? Gayret ile; ceht ile. Hem de, hem zor hem de küçük bir gayret ile. Zor, zor çünkü küçücük bir tohum için kara toprakla savaşmak çok zor! Ama verdiği gayret küçük, küçük çünkü: karşılığında sürdüğü sefanın büyüklüğünün yanında katlanılan cefa çok küçük. Bir tohum düşünün ki kara toprağı yarması bir bahar sürer, ağaç olarak sefa sürmesi onlarca, belki yüzlerce, belki binlerce bahar...

İşte insan da tohumun kara toprağı yarması gibi bu dünyayı gerisinde bırakacak ve alem değiştirecek. Karanlıklardan aydınlığa çıkacak. Toprağın sertliğinden kurtulup havanın yumuşaklığına kavuşacak. Ruhuna güneşin iç ısıtan ışıkları değecek ve ruhunu tatlı tatlı esen rüzgarlar okşayacak.

Yalnız tohum dışarı çıktığında onu sel alıp götürebilir, güneş yakabilir, rüzgar kökünden koparıp onu helak edebilir. Eğer tohum toprak aleminde, karanlıklar içindeyken az gayret gösterdiyse, köklerini yeterince geliştirmediyse, derinlere uzatmadıysa, derinleşmediyse, genişletmediyse, kalınlaştırmadıysa elbette onun yaprak açamadan helak olup gitmesi, bir köşede çürümesi, daha yeşil yaprağı ile güneşin tadını alamadan bir kenarda büyük acılar içinde kalması normaldir. Bu durumdan da herhalde rüzgarı, seli ya da güneşi suçlu çıkaramaz. Zamanında gereken gayreti göstermedin, toprağın üstünde de kimseyi suçlayamazsın. Ne kadar da yazık oldu. Karanlık içinde doğdu, az bir gayret ile çok büyük mükafat toplayacaktı. Mükafat göremedi; yeşil yapraklarıyla güneşi duyamadı. Kara toprağın cefası da yanına zarar kaldı.

Ne olurdu az bir zahmete katlanıp gerekeni yapsaydı. Ne olurdu azıcık çaba sarf etseydi. Ne olurdu azıcık düşünseydi. Ne olurdu toprağın altında gördüğü, çürüyen benzerlerinden örnek alsaydı. Ne olurdu fırsatı varken gayret etseydi? Ne olurdu?

Ne olurdu bu kadar büyük mükafatlara bu kadar yakınken bunları kaybetmeseydi?

Aman Allahım, ne büyük kayıp, ne büyük elem!

Oysa gayret gösterenler böyle mi? O bir gayret gösterdiyse, bir bahar dişini sıkıp topraktan çıktıysa, sayısız bahar nimetlerin tadını çıkardı. Bahtiyar oldu. Gölgesinde nice canlıları serinletti, meyvesiyle kim bilir kimleri mest etti. Kim bilir sabahları güneşle buluşunca nasıl mest oldu. Rüzgarda hışıldayan yapraklarıyla kim bilir arkadaşlarına neler anlattı. Ne sohbetler ettiler. Toprak altındaki günlerini kim bilir nasıl yad ettiler.


Tohum insan.
Topraktaki hayat: bu dünya hayatı.
Hava, toprağın üstü: ahiret hayatı.
Toprağın altında gösterilen gayret: insanın hak ve hakikati bulmasında ve yaşamasındaki gayreti.
Toprağın altında kökün derinleşmesi: dinde derinleşme. Kökün genişlemesi: ibadetleri çoğaltması. Kökün kalınlaşması ihlasını arttırması.
Tohumun maruz kaldığı çetin şartlar: kıyamet ve hesabın görülmesi arasındaki çetin zaman dilimi. (Ki bu zaman dilimini hazırlıklı olan rahatça atlatabilir, ama hazırlıksız olan, kökünü toprağa salamayan bir bardak suda dahi sele kapılıp boğulmuş gibi boğulur.)
Tatlı esen rüzgar, ılık güneş: Allah'ın nimetleri.
Yaprak açıp güneş ışığını alması: Allah'ın nimetlerini daha fazla duyup daha fazla zevk alacağı bir yapıya kavuşması ve bu haldeyken nimetlere kavuşması.
Sabahları güneşle buluşma: İnsanların ahiret aleminde, bazı özel nimetlerle bazı özel zamanlarda buluşması.


Peki ama; ben biraz biyoloji bilimini bilirim, bazı tohumlar vardır ki toprağa atıldıktan sonra senelerce tohum olarak beklerler. Uygun nemi, sıcaklığı, kısacası uygun bir ortamı yakalayınca gelişmeye başlarlar. Toprak altında bu kadar uzun kalmaları aslında onların karanlıklar içinde, cefalı bir dünyada çok zaman geçirdikleri anlamına gelmez mi? Hem bazı tohumlar toprakta gelişim göstermeden az kalırken bazıları da çok kalıyor. Bunu nasıl açıklarsınız?

Güzel soru ilmin yarısıdır, senin de aklına böyle güzel bir soru geliyorsa biyoloji ilmin var demektir. Ama esas olan bu ilimden hakiki ilme, hak ve hakikate ulaşmaktır. Senin biyoloji ilmindeki bilgin inşaallah Allah'ı bilmende de (marifetullah) sana yardım edecektir. Biyolojiyi biliyorsan, tohumun uygun şartlara kavuşup gelişmeye başlamadan önce cansız olduğunu, hiçbir canlılık özelliği göstermediğini ve bunda da bütün biyoloji alimlerinin ittifak ettiğini de bilirsin. Tohumun cansız iken nerede olduğunun da farkında olması mümkün değildir. Esasen hiçbir şeyin farkında değildir. Bu yüzden de herhangi bir cefaya, kedere, eleme katlanması da söz konusu değildir. Böyle bir hissiyatı yoktur. Ne zaman ki uygun ortamı bulur, o zaman canlanır, canlılık faaliyetlerine başlar, hissiyat başlar. Hissiyatın başlamasıyla kendini çetin bir dünyanın içinde bulur. Bir bahar zamanında da çimlenir, dışarı çıkar. Bu çimlenme, dışarı çıkma dönemi bitkinin tüm ömrünün küçük bir kısmını kaplar. Tohum gelişmeye başlamadan önce onda hissiyat olmadığından o dönemi de cefa ve gayret dönemine katmak yanlış olur. Tohumun ne kadar cansız toprağın altında kaldığının bi önemi yoktur, zira tohum bunun farkında değildir, farkına varması için gereken cihazlar, sensörler, organlar ya yoktur ya da işlememektedir. Tıpkı bunun gibi insan da aslında dünyaya gelmeden önce yaratılmıştır ancak uygun şartlar oluştuğunda dünyaya gelir ve bu dünyada az bir gayret göstermesi gerekir. Sonra dünyasını değiştirir, uzun olan ahiret hayatı başlar. Kabir hayatı, kıyamet, hesap, tüm bunlar ahiret hayatının ilk menzilleridir ve hazırlığı iyi olan için dayanması güç değildir. Hazırlığı iyi olmayanın köklerini koparmaya bunlar bile yeter. Kıyamet günü çetindir. Ama bu çetinlik hazırlığını yapan için susamak gibiyse; hazırlıksız yakalanan için kaynar suda haşlanmak gibidir. Hesap vermek zordur. Ama bu zorluk hazırlıklı olan için bildiği iki kısa soruya hemen cevap veren öğrencinin yaşadığı zorluk kadardır, hazırlıksız olan için ise çözümü yıllar alan matematik problemlerinin binlercesi milyonlarcası ile uğraşmak zorluğundadır. Kabir dardır. Ama bu darlık hazırlıklı olan için gözün alabildiği bir alanın darlığındadır. Hazırlıksız olan için ise kaburgaların sığamayıp birbirine geçtiği darlıktadır. İşte tüm bunların sonunda ya bir yerde zelil ve perişan olarak gün be gün kötü kokular salarak çürürsün, acı ızdıraplarla inlersin, ya da yapraklarını nimetlere alabildiğine açarak sonsuza kadar mest olursun. Rahim olan Allah'ın nimet denizinde kendini akıntıya bırakırsın.

Peki o zaman biyoloji ilmiyle değil de akıl yürütme ile şu soruyu sorsak ne dersiniz? Neden bu tohum toprağa atılarak cefaya maruz bırakılıyor. Hiç toprağa atılmasa daha iyi değil mi?

Tohum hiçbir zaman toprağa atılmasa, cansız olarak öylece kalsa, hiç o yapraklar açılır mı, hiç o çiçekler açılır mı, hiç bu kadar güzellikler meydana çıkar mı, yaşanır mı? Bu mümkün mü? Elbette bu kadar güzellikleri yaşamanın bir vesilesi olacak. Elbette çürük tohum iyi tohumdan ayrılacak. Hem o cefa sonsuz güzelliklerin anahtarı olması yönüyle güzel değil mi? O cefa, nimete kavuşulunca neşeyle hatırlanmaz mı? Sohbet konusu olmaz mı? Sefası ne hoş diyen, meğer cefası da ne hoşmuş demez mi? Zaten o cefanın ilerideki sefa yanında ne kadar küçük olduğundan  konuşmadık mı? Hem hiç bir bahçıvan düşünülebilir mi ki binbir güzelliğe gebe bir tohumunu toprağa atmayıp onu zayi etsin? Hiçbir şeyin zayi olmadığı şu düzende hiç mümkün müdür ki bu güzellik zayi olsun? Bu güzelliğin sahibi bilinmesin?

Ahiretle ilgili bir konunun dünyadaki bir olay ile bu kadar benzerlik göstermesine çok şaşırdım.

Elbette düşünen için bu şaşırılacak bir şey. Biz bunları biliyor değildik. Bunlar bize sonradan öğretildi. Bu yüzden bunlara şaşırmamız hep normal. Anormal olan bunları düşünmeyip bunlara şaşırmamak, alışkanlıklar içinde alışkanlık sarhoşu olmak. Ahiretle ilgili bir konunun dünyadaki bir olay ile bu kadar benzerlik göstermesi saşırtıcı, şaşırtıcı ama bunları yaratan bir değil mi ki bunlar benzerlik göstermesin? Bunların benzerlik göstermesi bunları yaratanın bir olduğuna işaret etmiyor mu? Aslında bu dünya, insanın ilmiyle kendisini satır satır okumasını bekleyen büyük bir mesaj değil mi?


(Al-i İmran Suresi 190. ve 195. ayetler arası. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Meali:)

190-Kesinlikle, göklerin ve yeri yaratılışında ve gece ile gündüzün ardarda gelişinde vicdanları temiz akıl sahiplerine gerçekten deliller vardır.

191-Onlar ki, gerek ayakta, gerek otururken ve gerekse yanları üzerinde yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında inceden inceye düşünenler "Ey Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın, seni bütün eksiklerden tenzih ederiz; o halde bizi o ateş azabından koru.

192-Ey Rabbimiz, şüphesiz sen, kimi o ateşe sokarsan onu kesinlikle rezil ve perişan etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.

193-Ey Rabbimiz, gerçekten biz: "Rabbinize iman edin!" diye imana çağıran bir davetçiyi işittik ve derhal iman ettik. Ey Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizleri, Sana ermiş kullarınla birlikte yanına al!

194-Ey Rabbimiz, peygamberlerinle bize va'd ettiklerini ver. Kıyamet gününde yüzümüzü kara çıkarma! Şüphesiz Sen, sözünden caymazsın!"

195-Rableri de onların dualarına şöyle icabet etti: "Kesinlikle ben, içinizden gerek erkek, gerek kadın hiçbir iyilik yapanın işlediğini boşa çıkarmam, hep birbirinizdensiniz. Benim için hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, yolumda işkenceye uğrayanların, savaşanların ve bu uğurda öldürülenlerin suçlarını örteceğim. Onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Onlar, Allah tarafından tasavvur edemeyeceğiniz bir mükafata kavuşacaklar. Mükafatın en güzeli Allah yanındadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...