7.8.11

Müslümanlık ve Çevrecilik

Müslümanlık ve çevrecilik kavramlarının zihnimde kesiştiği noktalar üzerinde oluşan birkaç düşünceyi paylaşmak istedim.

Müslümanlık ve Çevrecilik

Müslüman, herhangi bir gayrimüslimden daha fazla çevreci, daha fazla tabiat dostu olmalıdır. Bunun bir tezahürü, dışavurumu olarak da; çevre sorunlarına karşı en duyarlı olan ve sorunların çözümünde en çok çalışan olmalıdır.

Bir müslümanın çevre sorunlarına karşı nasıl olması gerektiğini kısaca iki cümlede özetledik. Şimdi ise asıl önemli olan, neden böyle olması gerektiği hususuna gelelim.

İnsan tabiat içerisinde diğer canlılardan idrak ve yetenek bakımından ayrılır. Allah'ın lütfu keremi ile tabiatı düzenleyici ve imar edici bir konumdadır. Müstesna konumun gereklerinin yerine getirilmesi için dar kapsamda ilim ve fen ile, geniş kapsamda ise akıl teçhizatıyla yüce yaratıcı tarafından donatılmıştır. Allah'ın insanlara ihsan ettiği akıl nimeti ile insan, yeryüzünde Allah'a ait olan güzellikleri yaymayı, Allah'ın koyduğu ve belirli bir süre kendi kendini devam ettirebilecek bir şekilde yarattığı düzenin bekçilerinden bir bekçi olmayı; bir sorumluluk, bir mesuliyet ve bir görev olarak üstlenmiştir. Eğer aklın varsa sorumluluğun da var demektir. Eğer bir şeyi idrak edebiliyorsan ya da idrak edebilecek yeteneğe sahipsen o şeyden mesulsün demektir. Bu eşsiz düzeni kuranın Allah olduğunu idrak eden insan, bu düzenin korunmasında Allah'a karşı doğrudan doğruya sorumlu hale gelir. Bu düzenin korunması için de yeni gezegenler keşfetmesi, oralardan yeni maddeler, yeni bir şeyler getirmesi gerekmez. Sadece haddi aşmaması yeterlidir. Sadece orta bir yol tutması yeterlidir. Sadece atmosferi aşırı kirletmemesi yeterlidir. Sadece kaynakları aşırı tüketmemesi yeterlidir. Sadece Allah'ın elçisinin "her ne şart altında olursanız olun ağaç dikin, savaşlarda sebepsiz yere ağaçlara zarar vermeyin" tavsiyesine uyması yeterlidir.

Aklımızı kullanarak, çevre-tabiat perdesinde Allah'a karşı sorumluluğumuzu kavradık, daha sonra da haddi aşmayarak, orta bir yol tutarak çevreyi koruduk, sorumluluğumuzu yerine getirdik. Müslümanlığımızın ve insanlığımızın gereği olarak böyle davrandık. Peki biz bu şekilde, tabiatla ve Allah'ın kanunlarıyla tam bir uyum halinde yaşayıp giderken, tabiat düzenini bozan, kaos yaratan, tabiatta (sözlük anlamıyla) anarşi çıkaranlara karşı tutumumuz ne olmalı? Bu bozguncuları bir taraftan bilinçlendirmeli, bir taraftan da çevre teröristlerinin tabiata verdikleri zararın nasıl giderileceğinin, nasıl telafi edileceğinin yolları aranmalı. Ağaç dikilmesi gerekiyorsa ağaç dikilmeli, fabrika bacalarına filtre takılacaksa takılmalı, kitap yazılacaksa yazılmalı, kanun çıkarılacaksa çıkarılmalı.

Özetle, müslüman; Allah'a karşı sorumluluğunun gereği olarak doğayı korumalı, yine aynı bilinçle varsa(ki günümüzde çokca var) insan hatalarından kaynaklanan bir takım düzensizlikleri-çevre sorunlarını ıslaha çalışmalı. Tüm bunları bilinçle ve şuurlu bir şekilde, bir ibadet olarak yapmalı. Evet, çevreyi korumak da bu sayede bir ibadete dönüşebilir. Tıpkı arabaya binmenin, kıyafet giymenin, yürümenin ve hatta uyumanın bile ibadete dönüşebildiği gibi, çevrecilik de ibadete dönüşebilir. “O’na (yaklaşmak için) vesile arayın!” buyuruluyor, çevrecilik de iman şuuru ile birlikte, tıpkı tüm bu düşüncelerin kendisi gibi, güzel bir vesile olabilir kanaatindeyim. 

Konu ile ilgili çok sayıda güzel eser ve makale bulunabilir.

Yazıda herhangi bir hatamız, kusurumuz olmuşsa cahilliğimize verin, farkettiklerinizi bildirin, düzeltelim. Selam ve saygılarımla..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...